Dünyanın rengi.

Yemek listesi. ‘Bir gün bir şölene davet edilirsin ve gittiğinde bir bakarsın ki yemek listesinde adın yazılı!’ Onur Ünlü’nün Polis adlı filminde nevi şahsına münhasır bir polis memuru vardır. Adı Musa Rami’dir. Onun ağzından çıkmış hayli ilginç bir söz bu. Sanki polis’in değil de senarist bir şairin ağzından çıkmış gibi! Böyledir işte. Demek istediğini, tam da senin gibi hatta senden çok daha iyi ifade etmiş birileri çıkar. Ondan, ordan alır; rahat rahat kullanır, kendini ifade edersin. Düşündün mü hiç, bu ne güzel bir alışveriştir. Onca kelimeyi, sözü, düşünceyi, dayanağı, kıssadan hisseyi ücretsiz alırsın. Ücretsiz değilse de inan ki yüzde 99’lara varan indirimlerle… Ha, çok pahalıya almak da mümkün. Aklını kullanmayanlar çoğu zaman bu yöntemi kullanır. Bizi bizden çok düşünen Rabbimiz bu tarz bir alışverişi önermiyor. Kazıklanmamızı istemediğinden, bakın Yüce Kitabında insan’a nasıl sesleniyor: “And olsun biz Kur’an’ı anlaşılıp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?” (Kamer Suresi 32. Ayet)

Dünyanın rengi. Nasihat dinlemenin, öğüt almanın devri mi geçti nedir? İş işten geçtikten sonra kendi kulağımıza fısıldarız Neşet Ertaş’ın türküsünde şu söylediğini: “Cahildim, dünyanın rengine kandım.” Dünyanın rengi. Ah bu dünyanın rengi! Ne kadar parıltılı, cezbedici, arzu dolu bir çağrıdır bu dünyanın rengi. İçinde yaşadığımız modern cahiliyede kanmaya hazır kıtalarız, bu dünyanın rengine. Kışlalaşmış okullarda kanıyoruz; okullaşmış kışlalarda kanıyoruz; gazetelerde, televizyonlarda hatta devlet dairesine çevrili camilerde kanıyoruz, kandırılıyoruz. Değerlerimize pusu kurulmuş. Yenilir yutulur olmayan cinsten tonlarca yalanla bu millet uyutulmuş. (Örnek vermek gerekirse, bu milletin en çok güvendiği kuruma bakılabilir. Türk Tarihi, Türk Darbeler Tarihi olarak, bu cümleden olarak, Türk Zulümler Tarihi olarak okunabilir! Elbette okullarda değil. Orada ancak resmi tarih, yani hamasetle karışık, zorunlu olarak tek yanlı, yalan yanlı, dolduruşlu, bol rötuşlu hikayeler okunabilir.) Allah katında geçerli tek din olan İslam’ın milletin elinden alınıp devlet elinde ucubeleştirilmesi, Ali Şeriati’nin açıkladığı şekilde, dine karşı din olarak önümüze sürülmesi, bu toprakların gördüğü en büyük “katliam” değilse nedir?

Derin Boşluk. Şimdi İslam’dan geriye kalanların doldurmaya yetmediği derin bir boşlukta kaybolunuyor. Öbür dünya bilinci imha olunca bu dünyanın rengine kanılıyor. Duvarda asılı Reçetenin bir yerinde mesela, şöyle yazıyor: “Bu din Allah’ın verdiği bir renktir. Kim Allah’tan daha iyi bir renk verebilir?” (Bakara Suresi 138. Ayet) Şüphesiz kimse hayata Allah’tan daha iyi renk veremez. Sorun şu ki hayatın, Allah’ın rengi ile boyanmayan kısımları, şeytanın rengi ile boyanır. Çünkü hayat boşluk tanımaz. Öbür dünyaya oynamayan Müslümanlar bu dünyanın rengine kanar. Peki ya, Öbür dünyaya oynayan Müslümanlara artık “enayi” deniyor olmasına ne demeli!

İnmek. “Yemek” kelimesi epey anlama geliyor. Benim baktığım TDK Sözlüğündeki 14. anlama indiğimde karşıma “Kandırmak” anlamı çıktı. Hani denir ya: “Yeme Bizi!” Filmlerdeki gibi başa dönersek, Polis’in sözüne… “Şölen” yerine “Okul” veya “Askerlik” veya hayal gücünüze göre başka bir devlet kurumunu koyunuz.

Hayırlı okumalar!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s