Allah korusun.

Allah korusun. Bir gazetenin bir köşesinde neden yazı yazar ki insan? Para, ün, alkış, ego gibi kelimelerle açıklanabilecek çokça neden sayılabilir herhalde. Ben insanlar bizi takdir etsin, sevsin, beğensin diye yazmıyorum. Allah korusun diye yazıyorum. Allah korusun; yoksa haksızlık karşısında susarsak dilsiz şeytana döneriz. Allah korusun; aldırmaz, hakkı tutup kaldırmazsak büyük vebale ortak oluruz. Allah korusun, inandıklarımızı yazıp, söyleyip, kendimizi bağlamazsak değerlerimize her seferinde, değerlerimizle bağdaşmayacak tavırlar sergileriz git gide.

Değilim. Genç gösterdiğimi herkes söylüyor ama çocuk değilim. Yazdıkça, konuştukça ve gittikçe “sevimsizleştiğimin” farkındayım. Bilhassa “yurdun” o taraflarında. Bilen bilir, “Yurdun” İstanbul taraflarından bildiriyorum. (Yurdu tırnak içine aldım çünkü yapay sınırlarla değil esas değerlerle alakalı görüyorum bu kavramı.) Düşüncelerimden büyük oranda rahatsızlık duyulmasının sebebi ben değilim, bunu açıkça söyleyeyim. Bir millete uygulanan karartmaya uymayan sözler sarf ettiğim için bana karşı gelmeyin. Trabzon’u Diyarbakır’ın karşısında bir proje olarak kaleleştiren kavmiyetçilerden biri de ben değilim. Sizi ecdadınızın asıl değerlerine yabancılaştıran değirmene su taşımış değilim. Sizi tarihin dışına püskürten sapmaya hizmet eden çakma çeyrek aydınlardan biri değilim. Size verilmiş, “Kur’an’ı kapatın, Kadın’ı açın” emrini uygulayagelen bir zavallı da ben değilim. Sizi kandıran, imanınızı elinizden alan şeytani planlara “akıl baliğ olduktan bu yana” katkıda bulunmuş değilim. Sizi modernleştiren, sekülerleştiren, zihninizi bölüp parçalayıp yöneten ben değilim. Kalplerinizdeki işgal güçlerine mensup askerlerden değilim. Şeytanlaşmış insanlarla ele ele verip sizi azgınlığa sevk eden heva ve heveslere sponsor olmuş değilim.

Trabzon Basını. Bu gazetede elim kalem tuttuktan, belli bir süre yazdıktan sonra, Trabzon Basının ortasında kalem oynatayım demiştim. Trabzon’un kulağına söyleyeceklerim vardı. Bundan 3 yıl kadar önceydi, hafızam beni yanıltmıyorsa. Halen öyle olacak; merkezde üç tane büyük gazete var. Karadeniz Gazetesi mi en çok okunanı? Bana uzak. Gerçeğe, Hakkaniyete, Hakikate nispeten daha yakın bir yayın çizgisi izleyen Günebakış’ın kapısını çaldım, açan olduysa da kapı aralanmadı. Neyse, Taka Gazetesi’nde başladık, yazıyoruz ama yönetimin başına ağrılar giriyor benim yazılarım yayına girdiğinde. Yer verilmek istenmiyor, geciktiriliyor, okunmaz iç sayfalarda bir kıyıya iliştiriliyor falan. Zar zor 9 yazı kadar düşüncelerime yer verdiler; 10. yazım bekliyor da bekliyor. Bir Genelkurmay Başkanı gelmiş Trabzon’a, acayip acayip bir laflar etmiş, onunla ilgili bir yazı yazmışım, yayına koyulmuyor, yazı güncelliğini yitiriyor. En sonunda dayanamadım, sordum nedenini. Yetkili arkadaş şöyle cevap verdi: “Türkiye zor bir dönemden geçiyor, şimdi böyle bir yazıyı yayınlayamayız.” Türkiye’nin zor bir dönemden geçmediği bir dönem var mı dedim. Soruma yanıt beklemedim. Eyvallah dedim. Buraya kadarmış. Yolunuz açık olsun! O paşa şimdi Silivri’de yatıyor. Ne yazık ki Trabzon Basını da yatıyor. Sınıfta kalmış Trabzon Basını geriden takip ediyor. O sınıfta düşünce özgürlüğüne pek yer yok. O sınıfta darbeci zihniyeti eleştirenlere köstek, geliştirenlere destek var. Körler sağırlar birbirini ağırlardı. Durum değişmiş midir? Trabzon’da düşünce ve hoşgörü anlamında renklileşme ve enginleşme gerçekleşir inşallah, çok uzak olmayan bir gelecekte. Yoksa, böylesi bir “sağcılaşma” yakışmıyor Trabzon’a. Kendine müslüman diyemediği için muhafazakar diyenlerin neyi, nasıl ve neden muhafaza ettiği belli olmaksızın muhafazakarlaşması yakışmıyor Trabzon’a. Koskoca şehri rant kapısı olan ve kötü yönetilen bir futbol kulübü ile anlamlandırmak, üstelik bu takımı da şikeci olduğu tescilli bir ligde tutmak sığlığı asla yakışmıyor Trabzon’a. İnsanların ruhlarına linç kültürü serpen bir iklimde yaşamak asla yakışmıyor Trabzon’a. Hrant Dink’in değil de O-Şu-Bu Samastların havzasında yer almak yakışmıyor Trabzon’a. Farklı yerler görmektense her yeri Trabzon görmek aynılığını, tektipliğini, sıradanlığını sorgulamamak yakışmıyor Trabzon’a.

Umudu yükseltenler. İsmail Topal’ın parlak bir zeka ve geniş bir yürekle çıkarttığı bu gazetenin yeri başka. Umudu yükseltenler teşekkürü fazlasıyla hak ediyor. O insanlardan biri de Selman Demirci kardeşimdir. Allah kendilerine sabır, kolaylık ve bereket versin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s