“Askerde Yaşanan Hak İhlalleri Tehlikeli Boyutlarda”

7 Mart 2013 tarihli Agos Gazetesi’nde Uygur Gültekin ile yaptığımız röportaj:

Ermeni Kürt ve Rum’lara olan algılar ile başlamış bildiriniz.  Sanırım Trabzon’da büyüdünüz. Müslüman olarak şimdi dönüp baktığınızda bu algılara nasıl bakıyorsunuz. Trabzon’da algılarınız nasıldı nasıl değişti? 

Doğal olarak değişiyorsunuz. Değişime kendinizi kapatsanız bile değişiyorsunuz. Düşünün ki 18 yaşına kadar yaşadığım şehirde ne bir Kürt tanımışım ne bir Ermeni ancak bu insanlarla ilgili olumsuz imajlara, önyargılara sahiptim.

Sokakta, okulda, camide aynı insanlar, aynı düşünceler, aynı söylemler hâkim. Birbirini tekrar eden ve tekrar tekrar üreten tek bayrak tek millet tek dil tek din tek devlet gibi tek düze bir algı içinde yoğruluyorsunuz. Böyle bir yerde bırakın başka bir dünyayı, başka bir düşünce pek mümkün değil. Mümkünü varsa, istisna sayılmalı. Neredeyse herkes, üç aşağı beş yukarı, devletçi, milliyetçi, muhafazakâr, statükocu bir iklimin insanı. Ancak gurbete gitmekle, yeni dönemde üniversitelerin artması, internetin yaygınlaşması, ulaşımın kolaylaşması ile insanlar farklılıklarla karşılaşıyor ve sorgulama imkânları elde ediyor.

Trabzon’a ve geçmişime 5 yıl sonra dışardan baktığımda, düşünce dünyamın devletçilik ve milliyetçilik temelli olduğunu çok net görmüş ve şaşırmıştım. Pekala “vatanını milletini sevmek” diye bildiğimiz o masum algı, Kürt Meselesi gibi Ermeni Meselesi gibi netameli konular söz konusu olduğunda sizi kolayca adaletsizliğe savuruyor. Oysa siz Müslümansınız aynı zamanda, adil olmalısınız! Olamıyorsunuz çünkü büyük çelişkiler içinde debeleniyorsunuz ne yazık ki.

‘İnandığım gibi yaşamak istiyorum’  diyorsunuz. Nasıl yaşanamıyor? 

İnançlarıyla uyum içinde yaşamak için yeterli özgürlük alanı bulamayanlar iki yüzlü davranmaya itiliyorlar. Takiyye adı altında olmadık halleri meşrulaştırmaya çalışıyoruz mesela. Doğru bulmadığımız düşünceleri üniversitede dahi kendi düşüncemiz gibi yazıyoruz. Yoksa o dersten geçemeyeceğiz!

Çocukların sahibi önce Allah sonra ailelerdir ancak devlet zorla alıyor ve ideolojik eğitim veriyor. Hâlbuki ben inandığım dine göre insanlığa, evrenselliğe ve kardeşliğe uygun olarak yetiştirebilirim çocuğumu.

Bir Müslüman olarak adil olmak bana farz kılınmış ancak adaleti değil kendince bellediği ulusal çıkarları ilke edinmiş laik bir orduya katılmaya zorlanıyorum. Laik olduğunu iddia eden devlet dinimi tekeli altına alıyor ve Müslümanları kendince tek tip dar bir İslam yorumuna mahkûm ediyor, camilere memurlar tayin ediyor.

Dahası da olan bu örneklere bakınca, inandığımız gibi değil çarpık çurpuk bir yaşamak var ortada Müslümanlar adına.

Uzunca bir süredir ordu üzerinde çeşitli operasyonlar yapılıyor. Balyoz ve Ergenekon davalarında çok sayıda asker yargılanıyor. Sizce nasıl bir değişim var orduda.  

Cumhuriyeti de aşan, son 200-300 yıl içinde tarihi önemi haiz bir yeniden yapılanma, kritik bir aşama olarak görüyorum bu yargılamaları. Türkiye’yi de orduyu da rahatlatacak bir zihinsel dönüşüm yaşanıyor, yaşanıyordur inşallah. Çok geç gelen bir normalleşme adımı. Biraz apar topar ve sancılı. Ama hayırlı.

Askerde şüpheli intiharlar sık sık gündeme geliyor. Askerliğin zorunlu olmasının ya da askerlik üzerine açıklamanızda belirttiğiniz sıkıntılar bunun temel gerekçesi olabilir mi? 

Savaş Karşıtları, Asker Hakları, Askerler Anlatıyor gibi sitelere baktığınızda askerde yaşanan hak ihlallerinin tehlikeli boyutları çoktan aştığını göreceksiniz. Öte yandan askeriyeden yapılan açıklamaların inandırıcılığının son derece zayıf olduğu da malum. Hal böyleyken TSK’da “her ölüm şüpheli ölümdür” dense yeridir. Alabildiğine keyfilikler mümkün, denetimler çok sınırlı ve sıkıntılı iken intihar vakalarında şüphe esas hale geliyor. TSK’da Hukuk’un yaygınlaştırılıp içselleştirilmesi ile, yeterince şeffaflaşma ile sıkıntılar asgari düzeye inecektir. Hiç değilse askerlerin ruh sağlıklarının bozulmadığı, hak ihlallerinin düşük olduğu bir yer olsa askeriye.

Hükümet ‘muhafazakar ve dindar’ bir hükümet olarak kendini atfediyor. Askerlik hala zorunlu ve sıkıntılı. Sizce dindar bir hükümetin vicdani ret ve askerlik konusunda bakışı nasıl olmalıdır. 

En kısa sürede vicdani ret hakkının tanınması lazım. Laik bir ordu için konuşuyoruz; peygamber ocağı ve şehitlik söylemlerinden vazgeçilmesi lazım. Askerlik, militarizm kutsamalarının bitmesi lazım. Askeri harcamalardan yapılacak tasarruf akıl almaz boyutlara varan israfların önünü alacaktır. Askerlik yapanın da yapmayanın da hakları korunmalı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s