Robin Hood Bugün Yaşasaydı?

Küçüklükten beri değişik vesilelerle çokça karşımıza çıkmış olan Robin Hood’u herkes gibi ben de iyi bilirim. Hakkında kötü konuşana rastlamadım şu ana dek. Zalimlere karşı mazlumun yanında yer alan, adalet konusundaki hassasiyeti ile ün yapmış, zenginden alıp fakire vermeyi tam zamanlı iş edinmiş, dürüst ve cesur bir büyüğümüz kendisi.

Son olarak geçen hafta sinemalarda karşımıza çıktı. ‘Öldükten sonra efsane olmuşum, ne önemi var’ diyerek, yaşarken efsane olmuş İngiliz yönetmen Ridley Scott sağlam bir ekiple yola çıkmış. Yine ve yine ve yine bir Robin Hood hikayesinin yepyeni bir hikaye olarak karşımıza gelmesi kolay iş değil! Dolayısıyla senaryoya çok dikkat; yanına da Russell Crowe ve Cate Blanchett gibi ödüllü iki klas oyuncu aldık mı, başlayabiliriz!

Yıl 1199. Kahramanımız orduda görevli okçudur, attığını vurur, attığını vurur! Bir gece asker arkadaşıyla itiş kakış esnasında, ordusunun başında fedakâr komutan görünümlü kral bunları yakalar. Ne yaptıklarını sorar. Bakar ki bu askerler lafı eğip bükmüyorlar, dürüst efendi çocuklar, açık açık cesurca konuşuyorlar, sevdim sizi demeye getirir! Böylelerini bulmuşken içlerinden Robin’e tarihi bir soru sorar:

– Sence Haçlı Seferinden dolayı Tanrı bizden hoşnut olacak mı?

Kahramanımız adildi dedik ya, hayır dedi, orda katliam yaptık!

Kralın edeceği iş: bizimkileri cezalandırır! Almıştır yine mazlumun ahını ve aheste aheste değil ertesi gün aniden çıkar! Kuşatma esnasında gelen bir düşman oku kendisini öbür tarafa yollarken, bizimkiler vakit kaybetmeden esir tutuldukları yerden tüyerler!

Ne kadar doğru bilmiyorum ancak yönetmenin hanımı müslümanmış ve bu diyalog bir anlamda Batı’nın haçlı seferleri için Doğu’dan özür dilemesi anlamına geliyormuş.

Kahramanımızın zalim kralın ordusundan kaçışı ve sonra başına gelenler Kuran’da (Kasas suresi 23-28) anlatılan Musa kıssasına o kadar benziyor ki, bilenlerin bağ kurmaması mümkün değil.

Şimdiden klasikler arasında yerini almış bu Robin Hood hikayesi asla klasik bir anlatım içermediği gibi, Robin’in namının alıp yürüdüğü dönemin öncesine odaklanıyor. Efsane nasıl doğmuş, onu seyrediyoruz.

Ruha dokunan sözler misali görüntüler eşliğinde, içindekiler bölümünde sevda olan, iktidar kavramı olan, baba oğul ilişkisi olan, hak batıl mücadelesi olan, inanmışlık olan, saran, sarmalayan, içine alan bir hoş seyirlik film. Az da değil, 140 dakika sürüyor, sürüklüyor seyirciyi.

Teknik anlamda bir kusur bulsam da yazsam, eleştirmen havası atar mıyım diyenler boşuna çabalamasın bence, her şey harika ya da yakın harikaya! Adamlar yapmış arkadaş, budur! Onlar daha iyisini yapana kadar bizden birileri “sanat altın bileziktir” deyip kuyumcuya gidecek, bilezik alıp yastık altına zula edecek; birileri bilmem nerenin şivesiyle bu filme dublaj yaparak dünya sinemasına katkılarını sunacak, başka birileri de olanca fedakarlıkla imkanlardan sanat devşirmek için debelenecek.

Onlarla bizim aramızdaki farkları saymaktan ayrı bir zevk alıyor gibi görünmek istemem, ezilmeye de gerek yok, uzun bir süre sonra beş alan öğrenciye öğretmeninin dediği gibi, ‘çalışınca oluyor demek’le yetinelim özetle. Biz çalışmıyoruz hepsi bu. Sinema denilen bu yeni sanata voleyi vurmak için dadananlarımız da az kalabalık yapmıyor hani, değinmeden geçmeyelim. Ne diyorduk?

Bu filmdeki savaş sahneleri öyle ihtişamlı ki mesela, bir ok yesem ölsem şuracıkta, gam yemem diyorsun. Bizim setlerde bunun sadece benzerini çekmeye çalışsan Tuzla Tersanesi’ne döner ortalık, ölümler yaşanır harbi harbi! Milyar dolarlık film çekeceksindir, sette sigortasız işçi çalıştırırsın ve alman gereken önlem için sana verilen ödenekten yapmadığın harcama, cebe indirdiğin para, birkaç garibanın “sinema şehidi” olarak tarihteki yerini almalarına neden olur!

Robin Hood da üzerine pek bir yakışmış, kavga gürültülü filmlerin adamı Russell Crowe’a sormuşlar:

“Robin Hood bugün yaşasaydı ve siyasi bir rolü olsaydı, Wall Street ve mali skandallarla mücadele eder miydi?”

Russell Efendi şöyle cevap vermiş:

“Bence esas ve en büyük güç, enformasyon dağıtım gücü, en büyük düşman medya tekellerine karşı mücadele ederdi!”

Bence bugün yaşıyor olsa Türkiye denen bu kaos A.Ş’de, tefeci, kan emici bankalara ve onların siyasetteki, bürokrasideki, askeriye içindeki kankalarına savaş açardı!

Dün, 28 Şubat sürecinde bankaları hortumlayan âdilerden hesap sorardı!

Yine bugün, anti emperyalist ve anti kapitalist bir adalet neferi olarak “semiren” milyoner müslümanların malikanelerine girer ve onlara şunu derdi:
“Allah zenginliği biraz da Tarlabaşı’ndaki, Gazi Mahallesi’ndeki şu kardeşlerinin üzerinde görse ya!”

Bugün yaşıyor olsa, evet, ilk ziyareti TÜSİAD’a sonra da MÜSİAD’a yapardı!

Ama ne, Robin Hood öldü, imdi yürek yırtılır mı?

Hayır, gerek yok, mehdi de beklemiyoruz elbet.

Bugün hakikatin şahidi olarak, adaleti tesis için sesini yükseltenler var. Bütünlüklü bir ahlak ve dürüstlük mücadelesi yürütenler var. Buralı olan ama vicdanı ve hakkı evrene yaymaya bakanlar var.

Bu selam onlara!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s