Ramazan Günlüğü 04

Mazlumder’in organize ettiği iftardaydık.

Geniş katılımlı bir piknikte buluşulmuş oldu, güzel oldu.

Çıkışta Gökhan, Semih, Buhari ve Beheşti ile ferah bir çay bahçesinde muhabbete devam ettik.

Son günlerin ortak gündemi, Mazlumder’in hedef tahtasına oturtulması üzerine konuşurken, konu gelip yine Türkiye Siyasi Hengamesine dayanıyor, kaçarı yok.

Gezi olayları sonucu iyice belirginleşen kamplaşma-taraftarlaşma-holiganlaşma ortamında duygular fokur fokur fokurduyor, bünyeleri sarıp sarmalıyor ve akıl mantık, hakkaniyet, sağduyu hatırı sayılır derecede silikleşiyorken, ortada duranın canı çıkıyor!

Böylesi ateşli kutuplaşma dönemlerinde “bizden” değilsen “onlardan”sın, dolayısıyla, tövbe etmediğin sürece sen de marjinalleştirilip ve ötekileştirilerek ‘sivil ölüm’e mahkum edilmelisin!

Tut, buruştur, itibarsızlaştırıp kenara at.

Artık gına geldi şu Türkiye parodisinden!

Dün olduğu gibi bugün de ilkeli, adil bir duruş sergilemeye, Müslüman olarak eksikleri yanlışları söylemeye çalışıyorsun, olmuyor.

Dün oluyordu çünkü dün bu söylemin sonucu işine geliyordu, bugün gelmiyor.

Dolayısıyla git ekmek ve yağa sarıl!

Bu ucuzluğu ve kolaycılığı göndere çek.

Çığırtkanlık yap, düğmelere bas, hücreleri harekete geçir, haykır da haykır:

–      Mazlumder nokta noktanın ekmeğine yağ sürüyor!

Bu cümledeki nokta noktanın yerine yeri gelir İran geçer, yeri gelir PKK, yeri gelir CHP, yeri gelir Ergenekon..

Ne iki noktaymış be mübarek!

Bugün gelinen süreçte Müslümanların, sivilliği bir kenara bırakmış toplum kuruluşları ile sivil toplum kuruluşlarının arasına giren ne?

Soruyu şöyle de sorabiliriz:

Hükümet Dışı Organizasyon özelliğini hükümetle kurluğu ilişkiler dolayısıyla yitirmiş organizasyonlar ile her şeye rağmen hükümet dışı kalmaya kararlı organizasyonlar arasındaki gerilimin sebebi nedir?

Bir Hükümet politikası olmasın!

İktidarın itme çekme kuvveti olmasın!

Keşke Müslümanlar derneklerini, vakıflarını, gazetelerini, televizyonlarını.. bu kadar kolay araçsallaştırmasa, bu denli kolay harcamasa.

Fırtınada gemiyi limana getirmek, evet, usta kaptanların işi.

Milyonlarca insanın emeği ve yılların birikimi ile ayakları üstünde duran müesseseleri yönetenler her daim “putları reddet, idealleri koru” ilkesi gereği bâsiret ve ferâset ile hareket etmeli, edebilmeli.

Allah’ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılmak ve birbirimizi koruyup kollamak görevimiz değil mi?

Allah bize bu görevi yerine getirebilmemiz için gerekli asgari ilmi, imanı ve yürek genişliğini nasip etsin.

Nisa Suresi 135. Ayet:

Ey müminler, kendinizin, ana-babanızın ve akrabalarınızın aleyhinde bile olsa, adalete sıkı sıkıya bağlı kalınız ve Allah için şahitlik ediniz. Haklarında şahitlik ettiğiniz kimseler ister zengin, ister fakir olsunlar, Allah kendilerine herkesten daha yakındır. O halde nefsinizin arzusuna uyarak doğruluktan sapmayınız. Eğer kaypaklık eder, ya da şahitlik yapmaktan kaçınırsanız, kuşku yok ki, Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s