Esma’ya Mektup

Dünyaya bakıyorsun, gözlerin acıyor.

Kum fırtınası gibi bir zulüm fırtınası, gözlerini açamıyorsun.

Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü’nde söylendiği gibi:

“Böylesine hazırlıklı değilim daha.”

Bu kadar kötülük karşısında, bu denli çaresizlik ruh sağlığımı tehdit ediyor.

Ağır bir saldırı altında olduğumuz muhakkak.

Günlerdir, ne yapsam diyorum, ne yapsam. Bilemiyorum. İçim daralıyor. İçim o kadar daralıyor ki genişletmek için sokaklara, kitaplara atıyorum kendimi, dualar ediyorum. Duaları dualara ekliyorum, bir yol arıyorum. İki, on iki, yirmi iki tur atıp geliyorum. Gittiğim de aynı, geldiğim de.

Dalgalardayım, kayalarda patlayan.

Dalgaların ıslattığı, güneşlerin kuruttuğu kayalardayım.

İrtifa kaybeden bir uçakta. Soluklu soluksuz anlarda.

Aldığımız nefes de verdiğimiz nefes de aynı, aynı esef.

Bu dünyanın bir de öbür dünyası var Allah’tan, diyorum.

Yoksa hesabı burada kesmek için “ulusal sınırları” aşmak istiyorum.

Ulusal sınırlara ve ulusal çıkarlara asla inanmıyorum.

Evrensel değerlere, insanlığa, insanlığın ortak aklına, iyiliğine inanıyorum.

İyi de, bu ne hal böyle!

Çivisi çıkmış dünyanın bir avuç alçağı, aklına çivi çakıyor dünyanın, kalbini deşiyor.

Suriye’de, bir Müslüman coğrafyasında insanlığın izzeti, onuru, neyi varsa ayaklar altında.

Az kaldı, utanacağımız bir insanlığımız da kalmayacak, dibe vuracağız, dönüş yolunu tümden yitireceğiz, Allah bizden, biz Allah’tan umudu keseceğiz ve “ölüp” gideceğiz!

O aşamaya doğru ilerleniyor hızlıca, ne yazık, ne kadar da yazık!

Resim sergisi seyreder gibi yere serilmiş ölü çocukları seyrediyoruz. Feci şekilde öldürülmüş, öldürülmeden önce de öldürülürken de öldürüldükten sonra da feci şekilde seyredilmiş!

Kitabımız, haksız yere bir cana kıymak bütün bir insanlığı katletmektir diyor da, kime diyor, inananlara!

Kimyasal bir katliamla, böcek ilaçlar gibi çoluk çocuk öldürmenin şeytanlıktan başka bir dini, ideolojisi, stratejisi olabilir mi?

Bu şerefsizliğe karşı gerekeni el ile değilse dil ile de mi ifa etmez insanlar, Müslümanlar?

Çoğu çocuk, çoğu kesinkes masum 1000’den fazla insanı bir hamlede katlederken firavunlar, diktatörler, kendi cehennemlerine petrol tankerleri ile dalarken, bizlere nasıl bir “seyir zevki” yaşattıklarına bakar mısınız:

“Burun akması, göğsün sıkışması, görüşün zayıflaması, nefes almada güçlük, aşırı terleme, adalelerin kasılması, kusma, gözbebeklerin küçülmesi ve görüşte bulanıklık, sendeleme, şaşkınlık, uyuşukluk, hafıza kaybı, çırpınma, koma, nefesin kesilmesi ve ölümün meydana gelmesi…”

Sudan çıkmış balık gibi çırpınan, çırpına çırpına can çekişirken kendilerine yardım edilemeyen bu çocukları o hale sokanlarda namus mu olur?

Meleklere tecavüz için tuzaklar kurulan bir topraktan vatan mı olur?

Size söyleyebileceğimiz en güzel sözdür: Allah’ınızdan bulun!

Bir Allah’ınız varsa, aradığınız neyse, buldunuz! Henüz bulmadınızsa bulacaksınız.

Yol kenarında bir otobüsü bekler gibi sizinle bekleyeceğiz, sizi de bizi de alacak ölümü.

Ölüm bizi eşitlerden çıldıracaksınız, insanları içine attığınız derin dehşete düşeceksiniz ve cehennem, sonsuz konukluğunuzdan haz duyacak.

Zalimler için yaşasın cehennem.

Elhamdülillah ölüm var.

Ölüm bir turnusol kâğıdı gibi sizin korkakların en korkağı olduğunuzu gösterirken, bir yoldaş gibi kendisine tebessüm eden şehitlerimizin şanlı şarkısını mırıldanıyor olacak.

Esma buna şahittir. Babası buna şahittir. Mursi buna şahittir. Allah ve şehitler kervanı ve gören gözler buna şahittir.

Evet Mısır’da Müslümanlar “kazanacak” değil “çoktan kazandı” diyoruz.

Bize yeniden cihad ayetleri, yeniden şehadet ayetleri inzal olmasına vesile destan yazarı Mısırlı kardeşlerimizle, Müslüman kardeşlerle gurur duyuyoruz.

Kazandığını sanırken kaybetmenin bir adı da, takma ve çakma adı da Sisi oldu. Sinsi ve katil İsrail Devleti oldu!

Hiçbir medet ummadığımız, umamayacağımız niyeti bozuk milletlere bakın, birleşmişler, evet Bir Leşmişler, leş gibi yere serilmişler, daha işin başında, kurulur kurulmaz, yeni dünya düzeninin koltuğuna kurulur kurulmaz.

Hayır olmaz, sizin bir itibarınız olmadı ve olamaz.

İsrail’in, insanlığın utanç abidesi olan hamisi Amerika’nın, bir onuru olmadı, olamaz.

Para, güç, iktidar olur, ama Onur’dan Haysiyet’ten bahsediyoruz burada, başka bir şeyden bahsediyoruz.

Uluslararası ilişkiler’de, devlet yönetimlerinde, ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda bu laflar romantik, realite dışı, bayağı, “edebiyat” oluyormuş.

Bu laflara, bu mantığa yer yok diyor akademisyenler, bilirkişiler, uzmanlar!

Ben makinelerin değil insanların yönetimlerinden bahsediyorum.

İnsan’ın olduğu yerde bu kavramlardan bahsedemeyeceğimizi düşünüyor olabilirler, Allah öyle düşünmüyor, bizi de bu bağlıyor, onların kendi küçük akılları ile ürettikleri değil.

Bizi dünyanın alçakları ile yüz yüze getiren olayların, süreçlerin ortasında kaldık.

Babasından öyle gören bir cani daha tanıdık.

Cunta kadar kafası conta kadar yüreği olan, çürük yumurta sarısı kadar gözlerle dünyaya bakan, çapsız, ipsiz sapsız, sinsi piyon, tenekeden kukla Sisi adında bir çağdaş Firavun tanıdık.

Bunca bedeller ödendi, bedenler öldü, öldük, öldürüldük.

Neden acaba?

Esma ile tanışmak için olmasın?

Esma gibi mektuplar almak için olmasın?

Esma gibi sözlenmek, nişanlanmak, evlenmek için olmasın?

Semaya Esmalarla bakan insanların yaşadığı bir ülke, Esma’yı yetiştiren babaların yönettiği bir büyük devlet için olmasın?

Olsun!

Hayırlı olsun!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s