Yaşayan Fıkralar

Gazetelerde sıkça haber olur. Karadeniz’de yaşanmış fıkra gibi olaylar.

Temel, Fadime, Dursun, Oflu, Rizeli vb. kahramanların diyarıdır söz konusu topraklar.

Karadenizlinin aklı, evet biraz farklı çalışıyor. Zekası biraz kırık, çokça kıvrak.

Kendi ile alay etmekten gocunmuyor. Sağa sola laf çaktığı gibi kendine de çakıyor. Kalbinde kötülük yok genelde. Maksat, muhabbet olsun.

Ben de gurbetteki her Trabzonlu gibi umre niyetine dönüyorum memlekete. Bayramlarda, tatillerde. 11 yıldır bu böyle.

Memlekete her gittiğimde, muhabbetin dibini buluyoruz dost meclislerinde. Sahilde, çay çekirdek. Deniz kenarında, üzüm ekmek. Yaylada, Allah ne verdiyse.

Bizim uşakların muhabbetine doyum olmuyor doğrusu.

Ben hava değişimi alıp dışardan geldiğim için anlatılanlara daha çok gülüyorum. Onlar ne kadar farkındalar bilmiyorum ama “Temel bir gün..” diye anlatılanlardan daha sağlam fıkraları duymuş, görmüş, yaşamış, aktarıyorlar.

Her yıl favori bir taze fıkra ile dönüyorum İstanbul’a.

Öyle tahmin ediyorum ki her yıl böyle yüzlerde, belki binlerce yeni mahsul fıkra doğuyordur. Bu güncel fıkraların ne kadarı dolaşıma sokuluyordur dersiniz? Belki çok, çok azı.

Bazıları kıssadan hisse, bazıları dillere destan zeka ürünü, bazıları ata sözü niteliğinde.

Bütün Temel fıkraları külliyatını çöpe atın, iki senede âlâsını toplarsınız bu topraklarda. Bereketli bu mizahi topraklarda!

Sadece Trabzon’un Akçaabat ilçesinde, son bir iki yılda bizim arkadaşların işittiği, gördüğü fıkra diye anlatılacak olaylardan, sadece aklımda kalan birkaç taneyi aktarırsam, kendimi daha iyi ifade etmiş olurum sanıyorum.

*

Artık evlilikler maddiyata indirgenmiş çok yerde, ne yazık ki. Bir arkadaş, hangi kızla görüşse, ‘evin var mı, araban var mı’ benzeri taleplerle geliyorlar. Arkadaş yoksul. Bu durum onun bir hayli moralini bozuyor. Derken halden anlar, mal mülk sevdasına kapılmamış bir kız çıkmış karşısına nihayet.

Kız, ‘ben maneviyata önem veririm’ demiş. ‘Evleneceğim kişi beş vakit namazını kılmalı, oruç tutmalı, zekat vermeli, içki-sigara içmemeli’ diye sıralamış.

Arkadaş bu şartları duyunca şöyle bir olmazlanarak serzenişte bulunmuş:

“Desene, sen araysın son peygamber!”

*

Bu bayramda bir akrabamın evine gittik ziyarete. Konu kız çocuklarının ismine geldi. Dedim, Sümeyye ne güzel bir isim!

Sümeyye, adını sevmediğini söyledi. Hatırlamadığım bir modern kız ismi verdi. Keşke adım bu olsaydı, dedi.

Sümeyye’nin babası söze girdi: “Kıza isim koyacağız, ne olsun diye düşünüyoruz, annem “Fatıma” olsun önerisinde bulundu. Bunun üzerine kardeşim hemen itiraz etti:

–      Fatıma mı!? Yok koyalım Hz Ebubekir!”

*

Diyanet camilerinde mâlum, her Cuma sonrası para toplanıyor. Bizim cemaatten biri cumadan çıkarken para toplanmadığını görünce hayret etmiş ve ‘Allah’a şükür’ demiş, ‘bu cumayı bedavaya getirdik!’

*

Ellisinden sonra ahiret hesaplarına dönmüş bir amca. Bu dünyanın “zevk ve sefasına” son vermiş, öbür dünya için çalışmalara başlamış. Ramazan gelmiş, oruca başlamış. Her gün oruç tutuyor. Yine bir gün oruçluyken cemaatten biri, ‘Amca, haydi namaza’ demiş. Bizimki bir şaşırmış, bir garipsemiş, ‘ula’ demiş, ‘akşama gadar aç durduum yetmedi, bi de nemaz mı gılacağum!’

*

Akçaabat’ın iki meşhur delisi var. Biri Burhan. Ciddi, sert, katı suratlı bir adam. Her gün elinde farklı bir defter ve kalem ile zabıtadan bozma bir eda ile dolaşır. Diğeri Erhan. Ben çok severim kendisini. Her hali sempatiktir. Öyle sevimli konuşur ki, üstü başı kir pas, toz toprak demezsiniz, yanaklarından öpmek istersiniz.

Öğrendim ki Erhan çok korkuyormuş Burhan’dan. Bizim ahali bunları hem koruyor kolluyor, hem de arada eğleniyormuş. İkisini yan yana getiriyorlarmış, Burhan Erhan’a çıkışınca, garibim, kendini yerlere atıyormuş.

Bir gün dükkanda oturuyoruz. Kardeşim birden fırladı yerinden, dışarı çıktı. Erhan geçiyor. Bağırdı da bağırdı arkasından. ‘la Erhan, La Erhan, gel la gel!’ Erhan, diyelim duydu, bakalım gelir mi? Sağı solu belli olmaz.

Neyse geldi. ‘Bi lira versene’ dedi, karşıdaki bakkalı işaret etti, ‘şurdan kola alacağım!’ Bu kadar da açık net şeffaf. Ağzından da bal damlıyor.

Erhan dedim, Burhan’la aran nasıl?

Döndü, gidiyordu.

Yaa bırak dedi, o deli ya!

One thought on “Yaşayan Fıkralar

  1. Bi Başbakan Burhan kolay yetişmiyor topraklarda 🙂 Kurbanda bende yeni fıkralarla olaya dahil olmaya gelicem inşallah 🙂

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s