Derinlemesine Pas

Görünen köy kılavuz istemez.

Ne yerin dibine sokulmayı hak ediyoruz, ne de göklere çıkarılmayı.

Sakin olalım, sıhhatli düşünelim, neye inanıyorsak ona göre tavır alalım diyoruz, hepsi bu.

“Yaklaşıyor yaklaşmakta olan” diyor ya şair.

Yaklaşmakta olanı, yeni fikirleri, yeni bir Türkiye’nin çağrısına kulak vermeyi teklif ediyorduk, hazla karışık bir inatla reddediyorlardı.

Oysa ki bağımsız yazar, gazeteci, aydın dediğin, sırtında “ağır” dengeler taşımaz. Konjonktür gözeteceğim diye tıkanıklığı seyre dalmaz. Tek başına da olsa, atlar atına, önden gider, ilerlerde ne var ne yok, kolaçan eder, davet eder, sual eder.

Zihinler pas tutmasın diye, şimdi olur veya olmaz fikirler öne sürer yazar, yeni veya tırnak içinde yeni -unutulduğundan yeni- fikirler işler.

Ali Şeriati’nin okur karşısına çıktığı gibi gelir, rahatsız etmeye..

Harekette bereket vardır, ezberleri bozmakta, alışkanlıkları deşmekte, algıda aşınma yaratan yerlerden hicret etmekte yarar vardır.

İlmin zekâtını, aldığımız nefesin, okuduğumuz Kitabın hakkını vermeyelim mi?

Okuduğumuz Kitap’tan bahsediyoruz!

Döndürüp döndürüp Rabbimizin sözlerini söylüyoruz, boş laf değil. En azından Müslümanlar için..

Evet, ya biz birilerine fazla geldik ya da birileri bize az kaldı.

Oysa biz sadece zalimlere, hakikati inkâra şartlanmış olanlara, kötülere karşı serttik. Bize, birbirimize, Müslümanlara karşı yumuşaktık, kardeşçe el veriyorduk, birlikte daha güzel yarınlara yürümenin talimini ediyorduk, tefekkür ediyor, tedebbür ediyor, tezekkür ediyorduk elimizden geldiğince.

2007 sonrası Ergenekon Davası ile açıldı Pandora’nın kutusu.

İyi oldu, sakalımız olmadığının yanı sıra çok şey anlaşıldı, elhamdülillah.

2010’da, referandumda “yetmez ama evet” dedik diye bazı kardeşler bize kızdı, bazıları bizi tekfir etti.

Ülke bölünecek, şeriat geliyor, yaşam tarzımıza müdahale, propagandalarını, korku ve tehdit karışımlı yaygara ve itirazları saymıyorum bile. Buna, daha sonra “Erdoğan despotik, diktatör, o oynamasın, çıksın gitsin oyundan!” kampanyasını dâhil ettiler, ne var ki ambalajı iyi değilmiş, tutmadı. Ya da aynı taşa daha kaç defa takılıp düşecek bu millet, diyelim. Yemedi.

16 Eylül 2011’de Trabzon’da İlim Yolcuları Derneği’nin düzenlediği “Gençler Kur’an’ı Konuşuyor 2” programındayız. Selman Demirci, Büşra Bulut ve Emre Berber konuşmacı, ben açılışı yapıyorum. Söze şöyle başladım ve tahmin edileceği üzere dört bir yandan taşlandım:

“Sağcı değiliz, solcu değiliz, liberal değiliz, demokrat değiliz, muhafazakâr değiliz, gelenekçi değiliz, Atatürkçü değiliz, modern değiliz, cemaatçi değiliz, radikal değiliz, dinci değiliz, tarikatçı değiliz, devletçi değiliz, milliyetçi değiliz, milliyetçi değiliz, milliyetçi değiliz, bizler Müslümanız!”

Trabzon’dayız ve milliyetçi olmadığımızın altını çizmek istedik, artık bir netlik yakalamak gerektiğinden, böyle bir girişle akılda kalmaya niyet ettik.

Akılda kalmak iyi de, az kalsın birilerinin elinde kalacaktık. Olsundu. Bunu göze almıştık elbette.

Bu dünyada taşlanmak, öbür dünyada haşlanmaktan iyidir, öyle değil mi?

Aradan 2 yıl geçti, şu halimle dahi kendisi kadar risk almadığım Başbakan çıktı şöyle açıklamalar yaptı pek çok yerde:

Çözüm sürecinde kimse bizim karşımıza Kürtlük’le, Türklük’le çıkmasınBiz her türlü milliyetçiliği, ayaklarının altına almış bir iktidarız. Bizim milliyetçilik anlayışımızda vatanseverlik var. Ayrımcılığa, bölücülüğe, bölgesel, etnik ve dinsel milliyetçiliğe karşıyız. Kim ki kendi ırkının üstün olduğunu iddia ediyorsa o kişi şeytanın izindedir. Etnik milliyetçiliği kim yaparsa yapsın o sapkınlığın içindedir, fesat içindedir, fitne peşindedir.”

Bizi taşlayan her iki insandan biri bu lidere oy verirken, oy vermeyen her iki insandan biri de sempati besledi.

Eh, ne diyelim, kaderin cilvesi!

Ben de peygamberin Veda Hutbesi’ndeki evrensel sözlerine gönderme yapıyordum ve fakat Tayyip Erdoğan kadar “derinlemesine ayağa pas” yapmış değildim.

Önemli olan samimiyetle hakikatin ayağına pas yapmak değil mi?

Şimdi de Sevgili Peygamberimizin sözlerini hatırlayalım:

“Ashabım! Dikkat ediniz, cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır.”

“Ey insanlar!  Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında  en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.”

Tarih 30 Eylül 2013, diktatör diye itibarsızlaştırıp alaşağı etmeye çalıştıkları Başbakan Erdoğan ekibi ile hazırladığı Demokratikleşme Paketini açıkladı.

Türkiye’deki özgürlük ve adalet alanını genişletecek önemli bir adım. Daha da önemlisi, devamının gelecek olması.

Allah Müslümanlara adaleti emrediyor ve benim de içinde olduğum, hep içinde kalmaya çalıştığım Biz, Allah için gelecek olan devamın, en kısa sürede gelmesi için “önden gitmeye” devam edeceğiz.

Önden gitmek… Daha doğrusu şudur belki: Önden söylemek ve sözleri eylemeye gayret etmek!

Bu ülkede birileri zulüm için, darbe için şartları olgunlaştırmaya baktı, bakıyordu. Biz de Allah için, Hakka davet için şartları olgunlaştırmaya bakıyoruz.

Kötülerle aramızdaki fark bu!

Risk almamız da, öne çıkmamız da nefsimizden değil bu sebepten.

Zorunlu askerliğe ve zorunlu eğitime karşı çıkmamız, askere gitmememiz, vicdani retlerimiz, “verilen” ile yetinmememiz, hep “gereken” için yola düşmemiz, herkes için hak mücadelemiz, bu sebepten.

Cahiliyeden kalma bütün adetleri Sevgili Peygamberimizin yaptığı gibi ayaklarımızın altına alıyor muyuz?

İşte dert bu, sünnet bu, Kur’an bu, İslam bu.

Gerisi fasa fiso.

Bu dünyadan Müslüman olarak, ama olarak, inandık diyerek ve dosdoğru olarak geçmek var. Böyle şık yürümek var ajandamızda. Bu kadar açık ve net.

Devlet, parti, toprak parçası, takım, ırk, bayrak, mal, mülk… Bunların önemi yok, sadece bu dünyadan Müslüman olarak geçmek var.

Görünerek değil, Müslüman olarak..

“İbrahim çocuklarına bunu aynen vasiyet etti; Yakup da (böyle yaptı): “Evlatlarım! Bakın, Allah size en saf ve temiz inancı bahşetti; öyleyse O’na teslim olmadan ölümün sizi alt etmesine izin vermeyin.” (Bakara Suresi 132. Ayet)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s