Japon Balığı

Ne zaman bir akvaryum görsem, içindeki balıkların ruh halini, kaderini düşünmeden edemem. Akvaryumda yaşayan balık olmak başlı başına hüzün verici, kederli bir mevzu olsa gerek. Ne kadar renkli, canlı, heyecanlı görünürlerse görünsün bu yüzen dostlarımız, benim gözümde her biri 7/24Hakan Taşıyan veya Müslüm Gürses dinliyor havalarında ve sularındalar.

Sorarım size: futbol topu kadar bir kavanozda tek başına dolaşıp duran yavru bir Japon Balığı ne hissediyordur?

Orhan Gencebay, “Kaderimin Oyunu” adlı şarksında bu sevimli dostlarımızın hazin öykülerini anlatmıyorsa, adam değilim!

“Ne sevenim var ne soranım var
Öyle yalnızım ki
Çilesiz günüm yok, dert ararsan çok
Öyle dertliyim ki..
Bana kaderimin bir oyunu mu bu,
Aldı sevdiğimi verdi zulümü
Dünyaya doymadan geçip gideceğim
Yoksa yaşamanın kanunu mu bu
Bıktım artık yaşamaktan
Çekmekle biter mi bu hayat yolu
Bu yalnızlık, bu dertler…”

Şu hayatta tonlarca şey için hüzünlendiğim yetmezmiş gibi, bir de mahpus hayvanlar için üzülüyorum. Şaka yapmıyorum. Bu hayvanlar süs değil, küs bize.

Dün bir tercüme bürosuna yolum düştü. Bir masa, dört sandalye, ufak bir oda. Bir de akvaryum vardı, büyük. Su yeşile çalmış, çalacağı kadar. Bir tane Japon Balığı geziniyor, kendi halinde.

–         Abi dedim, bu akvaryumda neden yalnızca bir tane balık var?

Görevli arkadaş, yadırgar görünmedi sorumu, aksine, içtenlikle anlatmaya girişti.

Uzun yıllar baktığı güzel bir balığı varmış, ne yazık ki ölmüş, bu durum kendisini bayağı üzmüş, daha sonra başka balıklar almış, bu balıklar da çok yaşamamış. Tek yaşayan balık işte şu gördüğümüzmüş.

–         Abi bu akvaryum niye yeşil?

–         Akvaryumu kaldıracağım, balığın ölmesini bekliyorum. O yüzden çok ilgilenmiyorum. Balık da ölmüyor arkadaş! Atmaya da kıyamıyorum. Günde bir yem veriyorum, öyle idare ediyor.

–         Ölsün diye bakıyorsun ona yani!

–         Yani, ölmese de çok sıkıntı değil.

Yalnız, biçare, gurbetçi bir balığa ölsün diye bakılıyor olması canımı sıktı doğrusu. Akvaryumda volta atan dostumuza bakıyorum. Acıdım ufaklığa. Hiç aklımda yokken ağzımda çıktı:

–         Abi, ne kadar diyorsun balığa, alayım onu, bir yükten kurtarayım seni?

Ne diyorum ben yahu? Hayvanların doğalarından kopartılmasına, bir yerlere hapsedilmesine filan karşıyım, ben de mi aynısını yapacağım?

Bu arada görevli arkadaşın telefonu çaldı, fiyat teklifim cevapsız kaldı.

Dünya ne acayip bir yer, insan ne tuhaf bir canlı.

İnsan, anne ve babası, yaşam alanı, fıtratı çok başka bir canlıyı satın almaya, ona sahip olmaya kalkıyor. İşin daha tuhafı: o canlı ile ilgili düşünce ve beklentiler edinirken kendine, aynı canlının ne düşüneceği, ne bekleyeceği, ne özleyeceği umurunda olmuyor.

Bu dünyada zerrelerine dek, her şeyiyle bir emanetçi olan insanın kendini malik sanması bana hep komik gelmiştir.

Sahip olmak. Mala, mülke, çocuklara, hayvanlara…

Hakikate şahit olsa insan, sahip olduğu yanılgısına düşmeyecek.

Kalk ayağa ey insan.

Bırak artık!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s