Ordu Hangi Peygamberin Ocağıdır?

Son dönemde askerlik bahsi gündem olunca ve bilhassa Başbakan “asker kaçaklarını yakalayın!” talimatı verince, konu ile ilgili “kaçaklar ordusu” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Talimatta değil ancak tamiratta bulunmaktı kastım.

Bir sonraki yazıda, devamla, 28 Şubat 2013 tarihli “değilim” başlıklı vicdani ret beyanımı yayınladım.

Neden askere gitmediğimi, gitmeyeceğimi, bana kalırsa sağlam ve bol delilli açıkladım.

Aynı Başbakan bütün milliyetçilikleri şeytandan görmüş, ayaklarının atına almıştı. Diyarbakır’da “Kürdistan” diyebilmişti. Zorunlu askerliğin kaldırılmasından yana olduğunu ancak bunu şimdi açıklayamadığını, hatta Ermeni Meselesinde de milletin çok ilerisinde olduğunu, ama konuşmak için zamanın demlenmesini beklediğini düşünüyorum. Konumu gereği.

Bizim konumumuz pek farklı olduğundandır ki çok rahat konuşuyoruz elbette.

Bakayım dedim, askerlik bahsinde algı ne.

Genel olarak yavaş da görünse olumlu, umutlu bir değişim söz konusu.

En “uç” tepki aynı yerde bir internet sitesinden geldi.

Bir arkadaş “unutulan değerler ve vicdan-i ret safsatası” başlığı ile yayımladığı yazısında kendince bir “uçuş denemesi”nde bulunmuş!

Vatan, şehit, yiğit, asker gibi kelimelerle ördüğü yazısının son kısmında şöyle bağlıyor duygu ve düşüncelerini:

“Yoksa bu şehitler de açılımlara mı kurban gitti? Ya açılıma karşı olduğunu iddia edenler onların haberi var mı bu kahramanların ailelerinden, kabirlerinden? Bu yiğitler korkmadı. “Ben vicdan-i ret” yapıyorum diyerek, ödlekliklerini “vicdani ret” perdesiyle gizlemedi. Şimdi birileri çıkmış, “Ben Müslüman’ım” diyerek, aynı zamanda İslâm’ın da düşmânı olan Marksist terör örgütüyle, “savaşamam” diyormuş. Cesâretten, dürüstlükten, mertlikten zerre nasiplenmeyen ve vatan hâinleriyle aynı ağzı konuşan bu gürûh, açılımların da gazıyla salyalarını akıtmakta, Türklükten alamadıkları hınçlarını askerlikten almaktadır. Bu Vicdân-ı retçiler, Türk Cezâ Kanunu’nun “Milli Savunmaya Karşı Suçlar” bölümündeki 318. Maddesi’ne göre halk askerlikten soğutma suçunu da işlemektedirler. Askerlik gibi kutsal bir mesleği yapmamak için pembe tezkere dâhî alanların olduğu günümüz Türkiye’sinde “vicdan-ı ret yapıyorum” diyerek, devletin kânunlarına meydân okuyanların olması çok da normal… Ne oluyordu? Normalleşiyorduk değil mi?”

Şahsımla ilgili yazı yazılıyor ve korkmak, ödleklik, vatan, hain, cesaret, dürüstlük, mertlik, gürûh, gaz, salya, suç gibi çok temel kelime ve kavramlar yanlış kullanılıyor.

Bu beni korkutmuyor, kızdırmıyor ve endişelendirmiyor.

Haklılık öyle güçlü, öyle teskin edici bir dost ki…

İşte buradayım: haklılıkta ve kararlılıkta.

Zaman sağlamasını yapacaktır, ancak biz yine de bu arkadaşa bazı sorular soralım:

Konuşurken bağırmak, ağzından tükürükler saçmak insanı haklı veya güçlü kılmaya yetmez öyle değil mi?

E, peki siz hakkımda “vatan haini”, “namert”, “ödlek” filan dediniz diye, ben veya okurlar veya beni tanıyanlar böyle bir kanıya varır mı sanıyorsunuz?

Vicdani Reddin ne olduğu bildiğinizi veya anladığınızı varsayalım; kendi açıklamamda sıraladığım gerekçelere ilişkin tek bir satır eleştiri dile getirebiliyor musunuz?

Kur’an’dan, hadislerden örnek veriyorum, bunu anlayabiliyor musunuz?

Hayatınızda hiç Kur’an’ı anladığınız dilde okudunuz, üzerinde düşündünüz mü?

“Müslüman zulme boyun eğemez”, bu ilkeden haberiniz var mı?

Sizin inandığınız gibi Ordu “Peygamber Ocağı” ise Milli Savunma Bakanlığının açıklamasına göre son 11 yılda 1035 asker neden böyle “mübarek” bir yerde kendi canına kıydı, hiç bunu düşündünüz mü?

Şehit olarak açıklanan sayıdan daha büyük bir sayıda askeri kendini öldürecek raddeye getiren bir mekândan peygamber ocağı diye bahsederken Allah’tan korkmuyor musunuz?

Kelimeler, sözler sorumlulukla birlikte vebal de taşımazlar mı size göre?

Askerlik yapmayacağını, askere gidenlerin ve gitmeyenlerin haklarını iyileştirmek adına, mevcut hukuku geliştirmek adına, bu ülkenin ve insanların menfaatleri için açıkça beyan eden ben vatan haini isem, askerden “kaçan” yaklaşık 700 000 insan ne oluyor?

Vatan haininden de aşağı mı? Hadi hain diyelim sizin gibi bir sanıya yuvarlanıp…

Bu 700.000 insan, onlara açık kapalı onay veren aileleri ve çevreleri ile hesaba katıldığında rahatlıkla 5 milyon insan eder.

Bu ülkede 5 milyon hain mi var? Bu 5 milyon insanı yetiştiren hocalar, imamlar, kurumlar da hainse, geriye kaç milyon insan kaldı sizin gibi namuslu, vatan evladı?

Peki, bedelli askerlik yapanlar daha mı az hain, daha mı çok?

Sanırım “sorun nerde” diye ararken, yanlış yere bakıyorsunuz!

Sistemin kendisine doğru, ama doğru bakar mısınız?

Anlaşabilmemiz için Müslüman olmanın ne demek olduğu, en azından farzları üzerinde ortaklaşmamız gerekir.

“Halkı Askerlikten Soğutmak” denilen suça gelecek olursak…

Savcılar harekete geçsin diye bir umutla mı hatırlattınız o kanun maddesini?

Şunu hatırlatırım ki ben bir hukukçu ve avukatım.

Bir şeyi suç olarak kabul etmemiz için devletin onu kanunlaştırması yetmez, hukuk böyle işlemez.

Devlet dediğin, insanlardan oluşur, değişir, dönüşür, kaya değildir. Bizler devletin kulları değil Allah’ın kullarıyız. Dolaysıyladır ki Adaleti, İnsanlık Onurunu gözetiriz.

Şimdi bir avukat, devlet başkanı olsa, sonra da diktatör gibi kanun yapsa ve dese ki “kimse avukatlar hakkında olumsuz bir kelime etmeyecek, avukatlığı eleştirmeyecek, aha da size ceza kanunu: “Halkı Avukatlıktan Soğutmak” diye bir suç var…”

Böyle bir ucube durum ortaya çıktı diye biz darbeci baroları eleştirmeyecek miyiz, “çakal” avukatları yermeyecek miyiz, insanların parasını yiyen meslektaşlarımızı şikayet etmeyecek miyiz, işler düzelsin diye yazıp çizmeyecek miyiz?

Böyle saçmalık olur mu?

Tüm bu sorular üzerine düşündüğünüzde, yazar olmanın kelimeleri bir araya getirerek kurallı-kuralsız cümleler kurmaktan ibaret bir eylem olmadığını anlayacaksınız ve “hain”, “namert”, “ödlek” gibi kelimeleri cümle içinde kullanırken daha özenli davranacaksınız.

Umudum o yönde.

Bana ödlek, korkak, hain, namert derken pek aceleci olan siz, geniş geniş düşünün ve yüreğiniz varsa 20 cm’lik hamaset sularına değil bu soruların içinde bulunduğu denize dalın.

Hodri meydan!

Açıklayın, deyin ki: bu bahsi geçen ordu filanca peygamberin ordusudur. Ama o peygamberi de bize tanıtın bir zahmet, nasıl bir insan, nasıl bir misyonla kim onu nereye ne için gönderdi?

Merakla bekliyorum öğrenmeyi; NATO gibi bir emperyalist oluşumun parçası ordu hangi Peygamberin Ocağı imiş?

Hangi Peygambermiş bu, ocağında darbecilik bir gelenek, 28 Şubat vb. operasyon ve süreçlerin gösterdiği gibi İslam’a ve Müslümanlara karşı fiili ve psikolojik savaş yürütüyor?

Evet Bay “Cesur Yürek”,  bu ödleği, haini ve onun gibi düşünen milyonlarca alçağı, zavallıyı aydınlatın.

Bekliyor olacağız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s