Kelepir Rızalar

Bu ülkede büyümenin karşılığı olsa gerek, saygıya değer ne varsa elimizden kayıp gittiğini görmek. Süratle irtifa kaybeder gibi Güven’i kaybetmek.

Devlete asla güvenmiyorsun. Okullarına güvenmiyorsun. Mahkemelerine güvenmiyorsun. Polis’e güvenmiyorsun. Asker’e güvenmiyorsun. (Hiç mesele değil, zaten onlar da en başından beri sana güvenmiyordu!) Basın’a güvenmiyorsun. Aydınlarına güvenmiyorsun, çünkü en ufak bir çalkantıda görüyorsun ki ilkesizliğe hemencecik savrulabiliyorlar.

Aydın dediğin insan gerekirse, ki gerekir, konforundan ödün verir. Hayır, bizimkiler o konuda son derece kararlılar, rahatlarını bozmuyorlar. Sanatçılar hele, acınası vaziyette ve çok komikler. Paylaşmanın, kardeşliğin kendisini ortaya koymamak konusunda istikrar sahibi iken, görüntülerini pazarlamakla meşguller. Televizyonlarına bakıyorsun, aman Allah’ım, riya şelaleleri, gereksiz vıdı vıdılar kumpanyası. Birbirini anlamaya yanaşmak ne kelime, dinlemek bile bir seviye!

İstisnalar kaideyi bozmuyor ve fakat böylesi bir cinnet mahalli akıl sağlığımızı bozuyor.

Muhalefeti iktidarından daha az kapsayıcı, daha çok statükocu kaç ülke gördünüz siz?

Zehirli ağacın meyvelerini afiyetle yiyen siyasetçilerden, liderlerden, “imam”lardan, kitlelerden bir sıhhat, sıhhatli bir ahlak beklendiği nerede görülmüş?

Acıktığında kendi elleriyle yaptığı putları yiyenler gibi adeta, üç kuruşluk dünyevi menfaati için ilahi ilkeleri bir kenara atan insanlarla nereye kadar, hangi kutlu yolu gidersin?

Ben her kesimden aklı başında insanın (solcunun, sosyalistin, alevinin, müslümanın, Kürdün, Ermeninin…) bu psikolojiyi yaşadığını, söz konusu memleket havasını ciğerlerine çektiğini düşünüyorum. Bu devlete, devletle sağlıklı ilişki kuramayan milyonların ete kemiğe bürüdüğü böylesi müesseselere, hülasa sisteme güvenmeyenler olarak aynı takımdayız. Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi’ni dinleyip, takımımızı ligden çoktan çektiğimizi de ilan edelim.

“Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selametten

Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten”

Halimizi, Nazım Hikmet’e atfedilen cümle özetliyor sanki:

“Anlamaya başlıyoruz, inanmayı yitirmenin pahasına…”

Bu ülkeye ve kurumlarına olan inancımızı lise sıralarında bıraktık. Elimizde sadece dinlerimiz var. Ülkülerimizden ibaret ülkelerimiz. İnançlarımızdır vatanımız. İlkeli, inandığımız gibi yaşadığımız kadar başarılı sayabiliriz kendimizi.

Biz Müslümanlara karneleri hesap gününde dağıtılacak. O günü, hazırlanarak bekliyoruz. Diriltilecek ve hesap vereceğiz.

Allah notlarımızı yüksek tutmamızı ister ve bu yüzden muhakkak ki Adalet’i emreder!

Cemaatlerin, tarikatların, partilerin tribünlerinde oturan, onlar taraflaştıkça taraftarlaşan, giderek cepheleşip holiganlaşan Müslümanlar başta olmak üzere hepimiz kendimize mübarek sorular sormakla mükellefiz.

İmanlarımızın sağlamasını yapmalıyız.

Zorunlu eğitimlerin, zorunlu askerliklerin, şirk yüklü düşüncelerin iğfal ettiği idrakimizi bürüyen kabukları kırmalıyız.

Evet, bize rablik taslayan devlet tarafından yukardan aşağı biçilen, zorla giydirilen elbiseleri yırtıp atmalıyız.

Eski yeni bütün “devrim kanunları”nı devre dışı bırakmalıyız. İşe  “değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen” kuralları değiştirmekle başlamalıyız.

Zulüm üretegelen sistemleri bir kez olsun devre dışı bırakmanın Müslümanlar için farz olduğunu akıldan çıkarmamalıyız.

“Bir elime güneş’i, bir elime ay’ı verseler yine de davamdan vazgeçmem” diyen Peygamberimizi hatırlayalım. Nasıl bir dava için, nelerden feragat etti. İçimizde ve dışımızda böylesi bir parça peygamberane tavrı barındırıyor, büyütüyor olmak değil midir sünnet?

Adalet nedir, Özgürlük nedir, Devlet Kimdir, İnsan bu dünyaya ne yapmaya gelmiştir gibi üç beş tane soru var ki sorulmazsa olmaz, doğru yanıtlanmazsa şayet, hakka giden bir yol bulunmaz.

Müslümanlar bu soruları Allah’ın sorduğunu, cevapların kolay anlaşılır, apaçık kitabımız Kur’an’da mevcut bulunduğunu nasıl unuturlar!

Müslümanlar bu soruları Allah’ın sorduğunu, cevapların kolay anlaşılır, apaçık kitabımız Kur’an’da mevcut bulunduğunu nasıl unuturlar!

Söylemek zorundayız ki cevaplar parti tüzüklerinde, liderlerinde; şeyhlerin, imamların kitap veya vaazlarında değil el değmemiş, “kutsal” olan kaynakta aranmalı. Asli olan tali olanla, birincil olan beşincil olanla karıştırılmamalı.

Müslümanlar rızalarını nasıl oluyor da bu kadar ucuza satabiliyorlar!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s