Ahmet Kılıç’a Armağan (2)

Ahmet Kılıç’ın kayıp nadide yazma eserinin ilk kısmını 4 yıl sonra bulmuş, 18 Eylül 2013 tarihli ‘Ahmet Kılıç’a Armağan’ adlı yazı ile okurlarla buluşturmuştum.

Ammar, yazının ikinci kısmını nasıl bulmuşsa, bir yerden buldu ve gönderdi. Bize de yayınlamak düşüyor.

İstanbul’a okumaya gelmem ile evlenene kadar geçen, “öğrencilik” başlığı altında toplanabilecek 9 yıla dair bir hatıra fotoğrafı. Bu fotoğraftan, bu yazıdan 30 yazı çıkar.

O evden sonra başka bir eve taşındık. Sonra evlendim. Başka bir eve… Oradan da geçen gün taşındık. Yeni bir ev…

Taşınmak rahatsız edicidir. Ama bu rahatsızlık mübarektir. Taşınmak adeta ayettir. Bu dünyaya, bir yere alışmamak gerek. Gelip geçici olduğumuzu, ana yurdumuzda bulunmadığımızı bize hatırlatır taşınmak. Ne hüzünlüdür. Ne güzeldir.

Müslüman bu dünyada hep bir gurbettedir. Hep bir yolcu. Alışkanlık, algıda aşınmaya yol açar. Alışırsın ve sanırsın. Daha çok alışır daha çok, daha çok sanırsın! Uyuşur kalırsın. Allah korusun.

Ahmet Kılıç, yazısına “EMMOĞLU NERDESİN, YEMEK YAPTIK SENİ BEKLİYORUZ” başlığını koymuş meğerse.

Yazının sonunda, bize bir yazı daha borçlu olduğunu söylüyor.

Beş yıl oldu, artık o yazıyı da yazarsa, burada yayınlarız.

 

“2. Kısım:

Efendiiim, nerede kalmıştık. Öncelikle kardeşim M.Ali’nin yattığı yerden başlıyayım. Aslan yattığı yerden belli olur ya o açıdan. Tek kişilik bazada ya da en iyi ihtimalle çekyatta yattığını filan düşünüyorsunuz haliyle. Ama farklı diyorum farklı, bu ev çok farklı. Adam yerde yatıyor. Odaya girdiğiniz anda yer yatağıyla karşılaşıyorsunuz. Hepimizin, genelde bazaların üzerinde kullandığı yatak minderini benim canım kardeşim direkt olarak yerde kullanıyor. Buradaki önemli ayrıntı ne peki? Yatağın altındaki nereden bulup buluşturduğunu hala bilmediğim sunta. Nemden ve betondan korunmak için tabi. Yatağın büyüklüğüyle aynı büyüklükte değil ve öylece yatağın ucundan görünüyor ya, ben o görüntüye vurgunum işte:) yatağın kenarlarına minderler döşenmiş. Duvardan alımını almasın diye.(alımını almak:) tahmin edeceğiniz üzere yatakta sadece yorgan yok. Önce yorganın altındaki battaniye, yünlü yünlü böyle,ıyy.. onun üstünde yorgan,onun üstünde bir örtü daha,sonra bir örtü, bir çadır. Üşümesin diye. Tamam abartıyor olabilirim ama siz abartmıyorum gibi düşünün:)

Girişte yatak var dedik. Girdiğinizde solda giysi dolabı, dolabın hemen karşısında da kitaplık var. Odanın köşesinde de çalışma masası. O çalışma masası sayfalara sığmaz emin olun. Ama ben özetin özetini vereceğim şimdi size.

Bir kere, masaya oturduğunuz anda sevindirik olursunuz, bu kesin. Bir sürü renkli keçeli kalem vardır masada. M.Ali’nin sevdiği enleri sıralasanız herhalde en üst sıralarda kırtasiye malzemeleri gelir, onların başında da keçeli renkli kalemler:) kolay alıntı yapabilsin diye heralde. Masanın üzeri Filistin puşisiyle(bunun poşu olduğunu da iddia edenler çoktur) örtülmüş. Masanın sol kenarına monte edilmiş( bu monte edilmek kelimesi de canımı sıkmaya başladı birisi şuna Türkçe bir karşılık bulsun) masa lambası vardır. Kırmızıdır. Bir dilek ağacından farksızdır. Üzerine bir sürü gereksiz şey asılmıştır. Görülesidir. Lambanın ışığı masaya vurur hoş bir loşluk olur, yazmaya heveslendirir insanı. Masaya oturunca karşınızda üç raftan oluşan mini kitaplık vardır. Kitapların önlerine dizilmiş not kâğıtları, fotoğraflar, Yusuf Kot’un çizdiği karikatürün büyütülüp pvclenmiş hali, ayraçlar, golf topu(bu topla alakalı ilginç duygular yaşıyorum. Mesela onun benim olmasını istiyorum ama ordan alırsam ve eve getirirsem orda durduğu gibi durmayacağını düşünüyorum ve vazgeçiyorum. Ama bu her gittiğimde ve onu her gördüğümde oluyor. Aramızda çok farklı bir ilişki var yani. Golf topu olmasına rağmen bu evde hiç de iğreti durmaması beni daha da şaşırtıyor..bilemiyorum:), battal boy kurşun kalem(aksesuar ama rahat durmadım yazıyor mu diye denedim,yazıyor), ve bilumum kırtasiye malzemeleri, o masanın başında saatlerce oturmanıza sebep olabilir. Üç raflı mini kitaplığın üstünde M.Ali’nin babasının fotoğrafı, annesinin eteğinin altına saklanmaya çalışan afacan bir çocuğun fotoğrafı, M.Ali’nin dört-beş yaşlarında bir çocukla çekilmiş bir fotoğrafı ve bir duvar saati(duvara asılı değil ama) vardır. Bu üç fotoğraf da siyah beyazdırlar. Özellikle böyle yapılmışlardır. Eskiye öykünmek belki. (öykünmek, imgelem, olgusal, yetke, biçem; bütün bunlar benim çok severek(!) kullandığım kelimelerdir, M.Ali bilir:) Masanın çekmecelerinin olması gereken yerlerde boşluklar var. Çekmeceler çıkarılmış. Bu boşluklara boş saman kâğıtları konmuş. Benim canım kardeşim saman kâğıdının o sıcaklığını öyle iyi biliyor ki evde “sürüsüne bereket” saman kâğıdı var. Harcamaktan korkmadan, hata yapmaktan çekinmeden ve silgi arama stresi yaşamadan alabildiğine yazabilesiniz diye vardır bu kâğıtlar. Bir de -artık nereden getirdiyse bilmem- hiç bitmiyorlar. Aslında daha ne ayrıntılar var da belki sıkarım sizi diye anlat(a)mıyorum. Yazıya gelen tepkilere göre üçüncüsünü çekebilirim, pardon yazabilirim. Size kalmış:) Evet masanın sol tarafına doğru baktığımızda girişteki öksüz koltuğun kardeşiyle karşılaşırsınız. Biraz içiniz rahatlar. En azından kardeşi var diye düşünürsünüz. M.Ali ders çalışırken bu koltuğa oturur. Bu koltuk girişteki kardeşine nazaran(nazaran nazariyesi) daha fazla kullanılmaktadır. Bunun üzerinde de sunta vardır. Arkanıza yaslandığınız zaman bu suntayı koltuğun iki koluna oturtur, masa gibi kullanırsınız. M.Ali de bu şekilde çalışır derslerine. Sanki masayı “yazmak” dışında başka bir eylem için kullanmayı zul saymaktadır. Koltuğun hemen solunda üzerinde gizemli bir örtü bulunan büyük bir koli görürsünüz. Bu örtüyü hiç kaldırmadım. Sanki kaldırsam bu odanın büyüsü bozulacak gibi hissediyorum. Ama o kolinin içerisinde çok kitap var biliyorum. (seni gidi seniii, çok okuyup âlim olacaan deemiii) Bu gizemli kolinin hemen karşısında odanın girişinde solda kalan elbise dolabı vardır ki, ben bundan bahsedip kirli çamaşırları dökmek istemiyorum. İnsaflı olmak, bir de politik olmak lazım. Sonra kalemin altında kalmak var. Ava giderken avlanmak var. Ama yine de tişörtlerden bahsetmeliyim. O kırışık,o deterjan kokusuyla elbise dolabı kokusunun birbirine girdiği tişörtler. Yahu arkadaş o kadar “mogaz” tişörtünü nereden buldun? Evin sponsoru mudur nedir:) Her gittiğimde o tişörtten giyiyorum. E zaten haftanın üç günü ordayım. Artık kendi evimde yatarken başka tişört giyemez oldum. Kendimi bazen tüpçü gibi hissediyorum. Bu nasıl bir imtihanmış ya rabbim ya. Tamam anladık mütevazi bir ev,ama bu kadar da olmaz ki:) Yani sen git bütün gün avukatların arasında resmi kıyafetlerle dolaş dolaş, en gözde markalarla haşır neşir ol (peh peh!), sonra gel burada böyle bir muamele gör. Hele o pijama yerine geçer diye çok ümit ettiğim ama olmasının ihtimal dahilinde bile olamayacağı,ama vazgeçemediğim,giydiğim ilk dakikada allahım ne yapıyorum ben dediğim ama sonra sonra kanıksadığım şortu görmeniz lazım. Allahım bu ne sefilliktir, bu ne serkeşlik ne salmışlık ne berduşluktur. Alışmadık şeyde durmak istemeyen şey misali bunun da her an çıkmak ister gibi bir hali var. Ama çıkmıyor da işin garibi. Rengi solmuş desem rengi solmuş olanlara hakaret olur. Hani bekletseniz yıllarca, onlarca kimyasal tepkimeye sokup çıkarsanız o rengi tutturamazsınız. Bazı yerleri delinmiş ama bu özellikle yapılmamış, kullanıla kullanıla o hale gelmiş. Ama hala da kullanılıyor işte. Anlayacağınız bu şortla da aramızda özel bir ilişki var.( hatta kendisinin özel bir adı da var, ama burada zikredip mahrem konulara girmeyelim:) saklayacağım zaten onu,harcatmam kimselere.(bir gün elbet bu ev boşaltılacaktır, ama bu şort ilelebet payidar kalacaktır.:)

Neyse efendim, elbise dolabının yanından devam edelim. bu elbise dolabının yan tarafına asılmış bir belge vardır. Çok önemli bir belgedir bu. AGD’nin yazı etkinliklerine katıldığından dolayı tebrik edilmiştir M.Ali kardeşimiz. Ama biraz çakma bir belgedir. Zira AGD’nin “yaz etkinlikleri” için düzenlettiği temsili belgeyi, “yaz” kelimesine “ı” harfini ekleyerek “yazı etkinlikleri” haline getirmiştir. Boşluk kısmına da “Mehmet ali başaran” yazınca mis gibi bir başarı belgesi olmuştur tahmin edeceğiniz üzere. Bu fikir o an kendisinden çıkmıştı. Çift okumayı okumuyor ki adam, yaşıyor:)

Odadan çıktığınız anda hemen sağınızda buzdolabı ile karşılaşırsınız. Girişi anlatırken bahsetmeliydim belki ama tam olarak girişe aidiyeti de yok zaten. Yani buzdolabını nereye sığdırsak diye düşünmüşler ve bu boşluğu içerideki anlatmadığım odadan çalarak kullanılır hale getirmişler. Gömme dolap gibi düşünün. Buzdolabın içerisini anlatmaya gerek yok ama şu ayrıntıyı vermem lazım. Raflar gazete ile kaplanmış:) titizliğe hassaslığa bakın. Yine bu faydalı eşyanın üzeri de gazete ile kaplanmış. Gazetenin üzerinde de aylardır orada duran sek süt paketi var ki ben bunun manevi derinliğini anlayamadığımdan hakkında çok fazla soru sormuyorum. Kendi halimde bazen tefekküre daldığım oluyor ama fazla da derine inmiyorum. Maazallah aklım karışır. Yani düşünsenize bir süt paketi neden oraya konulur, hadi konuldu neden alınıp dolaba konulmaz, hadi konulmadı neden çöpe atılmaz, hadi atılmadı neden insanları kendisine anlamsızca anlamlar yüklemeye kışkırtır. Bunlar benim şimdilik aklıma takılan basit sorular. Biraz derine inince daha kötü oluyorum:)   Buzdolabının kapağına ise düğün davetiyelerinden mini rende aletine kadar bir sürü şey asılmış.(mini rende aleti:) Aklıma gelenler çok ama yazacak zaman yok.

Evet arkadaşlar, bu odanın kısa hikayesi böyle. Şimdi kalan son odaya girmek üzereyiz. O son oda ki, gelmiş geçmiş en iyi mülki amir olacak adamın kaldığı mütevazı oda. Hasan’ın odası.

Belki başka bir zaman başka bir yazıda anlatırız orasını da. Hele Hasan’ı anlatmamak üzerime vebaldir zaten.”

Ahmet Kılıç

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s