Cezaevi Ziyaretleri -4

Kandıra (1 Nolu) T Tipi Cezaevindeyiz.

Burada siyasi değil adli mahkûmlar kalıyor.

Siyasiler, kendilerine mahkûm denilmesinden hoşlanmıyor. Onlar tutsak. Bir nevi rehinler, esirler.

Devlet, hakkı gasp ettiğinde bunun hesabını vermez genellikle; insanlarsa haklarını almak için çabalayınca, meşru müdafaa sınırları içinde dahi kalsalar, kendilerini zindanda bulurlar, en nihayetinde.

Devletin yürüttüğü mücadeleye savaş denilmesine karşın, daha meşru, hatta tümden meşru bir mücadele yürüten küçüklerin (birey, grup, ekip vb.) mücadelelerinin terör olarak nitelendirilerek mahkûm edilmesi hikâyesi…

Devlet güçlüdür. Silahlı – silahsız kuvvetleri ile güçlüdür. İnsanları zorla silah altına alır. Zorla alınanlar, zorunlu olanlar “amele” askerlerdir. Gönüllü olarak gelenler ise profesyonel olurlar. Devlet bu askerlere maaş verir, özel olarak yetiştirip kritik noktalara yerleştirir. Zavallı amele askerler karada sürünür, patates soyar, tuvalet temizlerler. Küfür kıyamet eşliğinde “ne işim var ya benim burda!” isyanlarıyla sağa sola takılır, şişkin egolu bir zulüm içinde lanetler okuya okuya esaret günlerini eritmeye bakarlar. Profesyoneller ise denizde, havada, gemilerde, uçaklarla, hülasa bambaşka havalardadırlar.

Devlet zorla’yarak veya gönüllü olarak elde ettiği askerleri sorgulanmasını istemediği savaşlara, hallere sokar çıkartır, öldürtür, yaralar, kafasına göre şehitlik gazilik vb. payeler dağıtır.

Devlet, aklı ve vicdanı arızalı insanlardan aydınlar, yazarlar, sanatçılar, gazeteciler, siyasetçiler, kanaat önderleri vb. imal eder. Devlet’in suladığı, ekip biçtiği seralarda üretilen bu kiralık katiller, hakkı, hakikati katlederler. Bu genetiği değiştirilmiş organizmalar misali “mühim” insanlar, getirildikleri mevkilerde, oturtuldukları makamlarda insanlık onurunun ayaklar altına alınmasına bizzat, değilse, sessiz kalarak katkı sağlarlar. Silahlı Kuvvetlerin geri çekildiği dönemlerde Silahsız Kuvvetler öne çıkacak, boşluğu dolduracaktır.

Türkiye gibi, Hukuk ile bağlı olmayan, hukuk devleti olmayan ülkelerde zulüm normal nizam halimi alır da kimsenin ruhu duymaz. En büyük tehlike de budur.

Örneğin, devlet eliyle basbayağı terör estiren insanlardan çoğunlukla hesap sorulmazken, silahla işi olmayan insanlar terörist ilan edilerek son derece ağır cezalara çarptırılabiliyor.

Bugün kaç (yüz veya bin) Müslümanın Hizb-ut Tahrir davalarından dolayı içerde olduğunu bilemiyoruz. Ne acı!

Hizb-ut Tahrir teröre karşı en başından bu yana net bir tutum takındığını beyan ediyor. Kendini şöyle ifade ediyor:

Hizb-ut Tahrir, ideolojisi İslâm olan siyasî partidir. Faaliyetleri sadece siyasî ve fikrîdir. Amacı ümmetle birlikte İslâmı dava edinip hâkimiyeti/yönetimi tekrar sadece Allah’a ait kılabilmek için hilafeti tekrar kurma yolunda ümmete önderlik etmektir. İslâmî topraklardan başlamak üzere bütün Dünya’yı bir hilafet altında bütünleştirmek için çalışan İslâmî esasa dayalı siyasî ve ideolojik bir partidir.” (http://tr.wikipedia.org/ )

Katılırsınız, katılmazsınız, saygı duyar veya duymazsınız…

Ne var ki siz hem demokrasiye, ifade özgürlüğüne, insan haklarına saygılı olduğunuz reklamları yaparak çağdaşlık, ilericilik, batılılık kisveleri ile rant elde edeceksiniz hem de şiddete bulaşmamış insanları suçlu ilan edip ağır cezalarla cezaevlerinize yollayacaksınız.

Devletin bu yaptığına ne denir! En basit ifadesi ile pis bir ikiyüzlülüktür bu.

Şu habere bakın:

“09.12.2013 / İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden Hizb-ut Tahrir Bursa davası, yapılan karar duruşmasında, yüksek cezalar verilerek karara bağlandı. Bugüne kadar hiç bir şiddet eylemine başvurmamış ve sadece İslami fikirlere sahip olan Hizb-ut Tahrir’li gençlerden, Suat Çoban’a 15 yıl, Nurettin Göksugüzel, Nihat Kurtaran, Serdar Yılmaz, İsmail Özcan, Mesut Şahin, İbrahim Er ve Mehmet Sena Arat’a 7,5’ar yıl ceza verildi.” (http://www.haksozhaber.net/hizb-ut-tahrir-bursa-davasinda-ceza-yagdi-42884h.htm )

Sağcısı, solcusu, liberali, İslamcısı, alevisi, kürdü, zart partilisi, zurt partilisi, Fenerbahçelisi, dev-gençlisi, sev-gençlisi, hiç düşündünüz mü soluduğumuz havada ne kadar vebal var?

Bu kadar vebalin altından Müslüman olarak kalkabilmek! Bu nasıl mümkün olacak?

Avukat dostum Ahmet Kılıç ile bu defa Kandıra (1 Nolu) T Tipi Cezaevindeyiz.

Burada Hüseyin Gündüz ile görüşüyoruz.

Hüseyin 25 yaşında. 7 yıldır cezaevinde.

Cezaevinde, 20 yıl yatacakmış kadar sabırlı, yarın çıkacakmış kadar umutlu olacaksın, diye bir laf varmış.

Bir mahkûmu 3 şey çok mutlu eder, diyor:

Aile ziyareti, dostların mektubu ve telefon görüşmesi…

Bu ziyaretler, mektuplar uzun süre ayakta kalmamızı sağlıyor, diyor.

Koğuşta 18 kişi kalıyorlar. 2 kişi yerde yatıyor.

Hüseyin çok okuyan, samimi, güzel bir Müslüman.

Kaldığı koğuştan da çok memnun.

“Bizim koğuşa Evliyalar Koğuşu diyorlar. Herkes okuyor, namaz kılıyor, İslami hassasiyet sahibi. Televizyon çok sınırlı bir süre için açılıyor, sabah namazlarından sonra uyumak yok, kitaplığımız var, kitaplar okuyor, sohbetler yapıyoruz.” diyor.

Yine hoş bir muhabbet oluyor. Ziyaret sona eriyor.

Ayrılırken, bir isteğin var mı, diye soruyoruz.

Atasoy Müftüoğlu’nun kitaplarını istiyor. Elinizde varsa, gönderebilirseniz, güzel olur diyor.

İnşallah üstadın kitaplarını kendisine imzalı olarak göndereceğiz.

Bu yazıyı okuyan kardeşler de inşallah cezaevlerindeki birkaç mahkûma, tutsağa dokunurlar.

Onlar insan ve fakat gayrı insani şartlarda, insan doğasına aykırı bir biçimde, müthiş bir yalnızlığa, insanı lime lime eden bir tecrite, uzun vakte yayılmış bir işkence ile sinsice bir ölüme terk edilmişler.

Bir mektup ile sadece selam, gayet basit bir hal hatır sorma, onları oyalayacak, dışarısı ile bağlantı kuracak haber havadis, olursa başından geçen basit bir hikâye, bir şeyler anlatmak işte, kısacık da olsa, sade, insanız nihayetinde…

Unutmayın, “uzun süre ayakta kalmalarını sağlayacak”

Bir mektup, mektubuna cevaben bir mektup, belki iki ayda bir mektuplaşma, belki ayda bir kartpostal, belki arada bir minik hediye olarak kitap…

Kendine kazandırır, topluma kazandırır, hayata kazandırır, eşine dostuna, anasına babasına kavuşturur, karaya çıkartır, iyi eder, iyiliğe, hayra, güzelliğe sevk eder.

Hayli basit, çok etkili…

Bunları kitaplarda okumadık, Hüseyinlerin gözlerinde okuduk.

Gözlerinden olsun, sözlerinden olsun, okuyun siz de mutlaka!

Bu “yazı”yı mutlaka okuyun, bu “yazı”yı mutlaka paylaşın.

http://islamianaliz.com/haber/mehmet-ali-basaran-cezaevindeki-muslumanlardan-haber-var/4755/ 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s