Cezaevi Ziyaretleri – 6

Mazlumder bünyesinde bir grup avukat, iki yılı aşkın süredir Türkiye’nin dört bir yanındaki cezaevlerini ziyaret ediyor, tutsaklarla görüşmeler gerçekleştiriyoruz.

Hukuksuzluğun, keyfiliğin ağır bastığı bir manzara çıkıyor ortaya.

Bilhassa siyasi tutsakların F tipi zindanlarda maruz kaldığı muamele insanın kişiliğinin, fıtratının tarumar edilmesinden başka bir şey değil.

Modern devlet adına insan’a sistematik biçimde böylesi gayrı insani bir müdahalenin burada, Müslümanların yaşadığı bu topraklarda yapılıyor olması çok  açık ve ağır bir utançtır bizim için.

Bilmeyenler, görmeyenler, yaşamayanlar için fazla ve sert gelebilecek bu ifadeler bilenler, görenler, yaşayanlar için yumuşak kalacaktır.

Diri diri toprağa gömülen kız çocuklarına sorulacaksa hangi günahtan ötürü öldürüldükleri; diri diri betonlara gömülmüş binlerce tutsağa da sorulacak, hangi günahtan ötürü öldürüldükleri!

Mübalağa yok: Hukuk ile muhatap kılınmadan, yargılama adı altında mahkeme diye tiyatro sahnelerinden ve bu arada işkencelerden geçirilip zindanlara atılmış öyle çok tutsak var ki bu ülkede. Düşünceleri, hayalleri, dünyaları farklı fakat maruz kaldıkları zulüm üç aşağı beş yukarı aynı…

Mesela “Yargıtay 9. Daire” diye bir gerçek var bu ülkede!

Hukuk guguk olmuş, altında imzası bulunan o kadar çok karar var ki, skandal parantezine alsanız sığdıramazsınız. Hayatları karartmaya tam teşebbüsle, tam gaz yol almış bu adamlar kimdir, nereye gidiyorlar, soruşturuluyor mu?

İddialar o kadar çeşitli yerlerden, farklı cenahlardan geliyor ve o kadar vahim  ki.

Bir tutsak, bu Daire için “cellat” tabirini kullanıyor. Hukuktan bağımsız bir cellatlık mekanizması mı işleyegeliyor bu ülkenin başkentinde?

İnsan Herkül olsa taşıyamaz bu kadar günahı. İnsan dağ başında çoban olsa kaçamaz dalga dalga yayılan bu vebalden.

Gözler acır, yürekler ağırır, engel olmaya çalışmadığın zulümden payına bir vebal muhakkak kalır.

Dün Kocaeli Kandıra 1 ve 2 Nolu F Tipi Cezaevlerinde 6 tutsak ile görüştüm.

İbrahim Günaydın 21 yıldır cezaevinde.

“Cezaevlerinin mimarisi, mevzuatı aynı ancak uygulamaları çok farklı” diyor. Nedeni malum: “Keyfiyet”

Kanunların üzerinde keyfiyet var. Her cezaevinin farklı yönetimi var ve tutsakların zaten sınırlı olan hakları pek çok “idare” tarafından budanıyor!

Adam dilekçe yazıyor, dikkate alan, olumlu veya olumsuz cevap veren yok!

Tutsakların hakları, kendilerine “ödül” adı altında veriliyor. Bu “hakları” kimin nasıl neden ödül olarak kazandığı belli değil.

Tutsaklar kişiliksizleştirilmek isteniyor. Her cezaevi ayrı bir “çiftlik”. Tamamen keyfi, yöneten birkaç kişinin kafasına göre takıldığı yerlere deniyor cezaevi.

Tahir Baran, 12 yıldır içeride, müebbet hapis cezası almış.

Mehmet Kaya ise örgüt üyeliğinden 7.5 yıl mahkum olmuş. 90’lı yıllarda köyü yakıldığı için İstanbul’a göç etmek zorunda kalmış bir aileye mensup. Suçu, polisin evine baskın düzenlediği bir kişiye ait bilgisayarda kendi özgeçmişine rastlanması…

Bana, “Orhan Eren” adında bir tutsaktan bahsediyor ısrarla. Bu adam Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis cezası almış. “Kesinlikle alakası yok” diyor, adamı tanıyor, “taş çatlasa 10 yıldan fazla ceza veremezler.”

Mehmet Kaya, kendisi için değil bu adam için isyan ediyor. Dosyasına bir “hâkim” bakmalı ve “inceleyerek”, hukuk’a bağlı olarak karar vermeli.

İnsanlar bunları bana gözleri yaşararak, ağlamaklı bir halde anlatıyorlar.

Bir insanı “terörist” diye yaftalayıp 30 yıla, f tipi gibi bir zindana mahkûm ediyorsa devlet, böyle ağır bir karara imza atıyorsa, muhakkak şu malzemeleri kullanmalı: 1. Hukuk 2. Yargılama 3. Hâkim.

Bunlardan bahsedemiyoruz.

Dağılan yuvalardan, parçalanan ailelerden, karartılan hayatlardan bahsediyoruz.

Bülent Şakar da aynen böyle, ağırlaştırılmış bir müebbet hapisle adeta ölüme sürgün edilmiş. Korkunç bir zulme maruz kalmış. Korkunç bir zulümden bahsediyoruz. Burada biraz soluklanalım.

Hizbullah ile alakası yokken Hizbullahçı yapmışlar kendisini. Van’da bir mahkeme hakkında karar çıkartmış, kendisinin haberi yok. Yargıtay kararı onamış.

Düşünün ki gitmediğiniz bir şehirde, hiç tanımadığınız insanlarla hiç olmayan irtibatlar sonucu hiç bilmediğiniz bir örgütün yöneticisi olmaktan ötürü haberiniz olmayan bir yargılama sonucu Ağırlaştırılmış Müebbet hapse mahkûm oluyorsunuz.

Bülent Şakar’ın hali, psikolojisi, gözleri, sesi beni “perişan” etti!

“Her gün uyandığımda, Allah’ım diyorum, ne zaman görmeyeceğim şu demir parmaklıkları!”

Dosyasına değil, Kandıra 2 Nolu F Tipi’ne gidip Bülent Şakar’ın gözlerine bakın, ne demek istediğini anlarsınız.

Rüştü Aytufan da Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezası almış.

Hani şu meşhur hikâye… Uğur Mumcu ölmüş, katili bulunamamış, öte yandan onlarca “katili bulunmuş” şimdiye dek. Onlarca aileye, binlerce kişiye işkence edilmiş, zulmedilmiş.

Rüştü Aytufan da Uğur Mumcu’nun “bulunan” sözde 38. Katili olsa gerek!

Uğur Mumcu dirilip gelse, şu kepazelikleri görse, öyle “yargı”ya, öyle “hâkim”lere, “savcı”lara, öyle polislere nasıl sözlerle hitap eder dersiniz!? Artık, düşünce özgürlüğünüze bırakıyorum! Yergi bağımsızlığınıza bırakıyorum!

Rüştü Aytufan’a yapılan, zulüm üzerine zulüm üzerine zulüm. Allah’tan korkmaz, kuldan utanmazlara hak’tan hukuk’tan mı bahsedeceksiniz!

Ağırlaştırılmış Müebbet demek, en ağır zindan şartları demek. Tutsağın ruhunu ve bedenini tecrit neşteri ile lime lime doğramak demek. Dikkat edin, içinde bulunduğumuz konfor, tahayyüle mani olabilir.

Adamın ailesi Ankara’da. Maddi ve manevi olarak ailesine yakın olmaya ihtiyacı var.

Defalarca ve defalarca kez dilekçe yazmış, Ankara’ya sevkini istemiş. Üstelik gitmek istediği cezaevlerinde (Sincan 1 veya 2 Nolu T Tipi veya 1 Nolu F Tipi) boş yer mevcut. Ne var ki müsaade yok. Geçit yok insaniyete karşı! Sebep? Bir tür alerji mi? Kötülükten başka bir sebep var mı?

Rüştü Aytufan’ın beden sağlığını bilmiyorum ancak ruh sağlığı bozuk ne yazık ki.

Bulundukları yerlerde İslami çalışmalar yapmaktan, tebliğ-davet faaliyetlerinde bulunmaktan başka “suçu” olmayıp cezaevlerine gönderilmiş Müslümanlar var.

Mehmet Ramazan Aydemir de onlardan biri.

Cezaevine girmeyi “ölüp yeniden dirilmek” gibi görüyor. Hayatınızın muhasebesini yapma imkânı buluyorsunuz burada, diyor. Huzurla namaz kılmayı, bir tebessümün, bir selamın ne denli önemli olduğunu burada öğrendim, diyor.

Ben de bu ziyaretlerde çok şey öğrendim. Cezaevi ziyaretlerini o yüzden önemsiyorum ve önemsemeliyiz diyorum.

Bilhassa Müslüman avukatlara düşen önemli bir görev var. Öncelikle Müslüman siyasi tutsakları mütemadiyen ziyaret etmeli. Dava, dosya ayrımı gözetmeden. Zira pek çok kişi sadece mahkûm edilmek için uyduruk veya olmadık irtibatlarla el kaideci, Hizbullahçı –şu sıralar Işidçi- diye ve oradan da terörist diye yaftalanıyor.

Avukat olmayanlar kitap ve mektup göndererek, selam vererek, hal hatır sorarak, yazışarak, dualaşarak Müslümanların kardeş olduğunu gösterebilir, muhtaç olduğumuz, yitirdiğimiz nimeti idrak edebilir, kazanabilir, inandığını hayatına taşıyabilir.  

Avukatlar ülkenin dört bir yanında mevcut cezaevlerine giderek, ziyaretlerde bulunabilir. Bu son derece basit, bir o kadar önemli bir ameldir. Gidin ve şahit olun.

Selam verin, adınızı söyleyin, halinizi hatırınızı sormak için geldim, deyin. Müslüman tutsakların nasıl şaşırdıklarını, duygulandıklarını, ne büyük bir yalnızlığa terk edilmiş olduklarını müşahede edin.

Cam bölmeli küçük bir ziyaretçi odasında, daha 15 dakika önce tanışmış iki koca adamın gözyaşlarına hâkim olmakta zorlanmalarına neden olan derdi katı hali ile görün. Lütfen.

http://islamianaliz.com/haber/mehmet-ali-basaran-cezaevlerini-yazdi-musluman-avukatlara-dusen-onemli-gorevler-var/8380/ 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s