Belli oluyor mu?

Kurban bayramının üçüncü günü.

Sabah namazları sonrası uykuya teslim olmak istemiyorum. Günün bereketinden payıma düşen nasipte zayiat olsun istemiyorum.

(Neticede fakir insanlarız. Selamlar sabahlar, dualar kelamlar sade sermayemiz. Değerini iyi bilmeliyiz!)

Dışarı çıktım. Sokaklar bomboş. Ellerim ceplerimde, hiç acelem yok, yürüyorum. Bir genç önümde belirdi.

–     Abi sigaran var mı?

Kullanmıyorum, dedim.

Yetişmesi gereken bir yer varmış gibi telaşlı görünüyordu. Ara vermeden ikinci soruya geçti:

–     Bi’ liran var mı?

Bir kedi gibi tırmalama değil bir ahbabıyla konuşmak vardı sesinde adeta.

Elimi çantama attım. Bir lira çıkartıp uzattım.

Eli yüzü düzgün bir gençti. Bir derdi olduğunu söylemeden edemeyen gözleri dikkatimi çekti.

Ne yapacaksın parayı, diye sordum.

(Şunun şurasında bi lira para verdik, onun da hesabını soruyor gibi anlaşılmasın diye sevecenlikle söylüyorum, sırf muhabbet olsun yani.)

Olsun. Oluyor. Yine onun tarafından “hızlı” bir soru oluyor:

–     Abi haplandım, çok belli oluyor mu!?

Kollarını sıyırıp bileklerini gösteriyor. Elleriyle yüzünü kapatıyor, gözaltlarını ovalıyor. Kendinde mi değil mi netleştirmek endişesi içinde. Gecikmeden tam olarak kendine gelmek niyetinde.

O enfes şiirinde dediği aklıma geliyor İsmet Özel’in:

“Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!”

Şu önümdeki ürkek kuş misali çocuğa bakıyorum! Kendi çocuklarından başka çocuk sahibi olmayanların çocuğu değil elbette! Kendi kardeşlerinden başka kardeş edinmeyenlerin kardeşi sayılmıyor neticede. Ona yanıyorum. Ona bakıyorum. Müşterek ihmallerden müteşekkil bir gariban var karşımda.

–     Çok belli oluyor mu?

Biraz, diyorum.

–     Ne kullandın?

–     Bonzai.

–     Keşke kullanmasan!

–     …

–     …

–     Nasıl geçecek?

–     Eve gidip duş alıp dinlendim mi geçer abi.

–     Nerde oturuyorsun?

–     Güngören’de.

–     Bir yerde çalışıyor musun?

–     Gece kulübünde çalışıyorum Taksim’de. Günde 50 lira alıyorum.

(Gece kulübü. Keş bir ortam. Leş gibi içki ve sigara kokuları. Elleri ağızları gözleri pis bir sürü herif. İtilen, düşürülen, çekilen, bitlenen, kendini bitiren bir “sürü” kadın. Küfreden, yılışan her tipten rahatsız adam. Puştu, çakalı, allahsızı da pusuya yatar oralarda. Hava kararınca iş başı yap, gün açana kadar o pis ortamda çalış, alacağın üç beş kuruş. Kötü.)

–     Askerden 10 ay önce geldim abi. Annem babam ben askerdeyken öldü.

–     Allah rahmet eylesin. Kardeşlerin?

–     Kardeşim yok.

–     Nerede kalıyorsun?

–     Güngören’de bir evimiz var.

–     Memleket?

–     Elazığ.

–     …

–     …

–     Telefonun var mı?

–     Hattım var ama cihaz yok. Bugün öğleden sonra bir arkadaş getirecek bana.

 

(Kaderin aynı adlı eserinden!..)

 

Karşılaşma burada sona eriyor.

Senaryo yazarı ne düşünüyordur bilemiyorum.

Allah var, aklıma bir dilim şiir geliyor.

(Niye’si var mı!)

“İniyorum kulelerinden katil
iniyorum maktul minarelerden”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s