unutmak ve hatırlamak

Unutmak da nimettir hatırlamak da.

Nasıl oluyor da aynı anıda başrol oynayan insanlardan biri neredeyse her şeyi ayrıntısıyla hatırlarken diğeri unutuyor? Üstelik her ikisi için de hoş veya nahoş bir anı söz konusuyken.

Unutmak nereye kadar kayıptır, nereye kadar değil, bilemiyorum. Bildiğim şu: ben genelde ortak anılar anlatılırken hep, hatırlamayan olarak yadırgana geldim.

“Nasıl unutursun, nasıl hatırlamazsın!?”

Bazı insanlar gün geçtikçe unutuyordur, bazıları gün geçtikçe hatırlıyordur.

Bu da doğru diyelim ama ele avuca gelmez bir tespit olduğunu da kabul edelim. Ee, sonuç?

Sanırım bu soruların tam bir yanıtı yok. Olamayacak da. İnsan denen muammayı, insan denen yaratılmış çözemeyecek şu minik sınırlı aklıyla, üç günlük dünyada.  

Bir kelime, bir eşya, bir sesleniş, bir resim, bir müzik insanı geçmişine ışınlayabiliyor bir anda ve damdan düşer gibi bir an’ın, bir anının içinde bulabiliyorsunuz kendinizi.

“Hiç unutmam, bir gün” diye başlayan bir anı değildir kapınızı çalan, “tamamıyla unuttuğunuz” bir anıyı hatırlamışsınızdır. 15 yıl sonra, 40 yıl sonra, hatta 60 yıl sonra, birden bire.

Cezaevleri, bilhassa F tipleri, uzun süreli hapsedilmeler, insanları anısızlaştırıyor. Sanal gerçeklikler, sokaklardan ve toplumsallıktan uzaklaşmak, modernleşmek (bireyselleşmek ve bencilleşmek) de öyle…

Bu tür bir yoksullaşma tehlikesi bizi bekliyor. Daha çok da gelecek kuşakları… Akıllı telefona dair bir özelliği kullanmıyor olmayı aklı almayan kuşağı ve sonrasını…

Yeri gelmişken minik bir anımı aktarayım. Bir avukat arkadaşımın yerine duruşmaya girmek üzere adliyeye gittim. Müvekkille telefonlaştık ve buluştuk. Genç bir doktor. 89’lu. Selam yok sabah yok, bana sorduğu ilk soru şu oldu, şaşkın: “Siz vatsap kullanmıyor musunuz?”

Dava veya birazdan gireceğimiz duruşma nasıl sonuçlanır gibi bir sorudan önce sorduğu bu. Ben de daha çok şok olsun, “oh olsun”, “uf olsun”, “cıs olsun” diye, “akıllı telefon kullanmıyorum” dedim.

Kınayıcının kınamasından korktuğum için izah ediyor değilim, şöyle söyleyeyim: akıllı telefona veya onun bir uygulamasına karşı değilim. Sadece Müslümanlardaki bu modern dönüştürücü zımbırtıları, kraldan çok kralcı olarak sahiplenme hevesini anlayamıyorum.

Şurası kimseyi rahatsız etmiyor mu: Bu gâvur kapitalizmin teknoloji “ayetleri” inzal olduğu vakit, derhal intibak sağlanıyor, kulluk vazifesi en hızlı ve coşkulu şekilde ifa ediliyor da, karşılaşılan bir Kur’an ayetine veya sahih hadise neden aynı muamele, aynı hürmet gösterilmiyor?

“Satın alın”, “tüketin” emri gelince baş göz üstüne de, “infak edin” emri gelince neden “bakarız”, “ederiz” diyoruz “hele… hele…” türküleri söylüyoruz?

Yeniden unutmak, hatırlamak ve anılar bahsine dönecek olursak…

İnsanın güzel anıları olmalı, az çok salih amellere tekabül eden. Onlarla uyumalı ve büyümeli.  

Salih anılar, geçmişten çıkagelen bereketli bir zaman dilimini şimdiki zamanlara dâhil eden, insanı takviye eden, terbiye eden dualar gibi.

Dünden ve kendinden ödünç alınan tebessümler bir nevi.

Neyi unutmalı, neyi hatırda tutmalı?

Öte yandan, unutabildiğimiz ve hatırlayabildiğimiz için şükretmemiz gerektiği de unutulmamalı.

İnce bir çizgi var. Ve izahı mümkün olmayan mucizeler.

İnsana şaşıyorum. Ne büyük mucizelerin evi, ne büyük israfların merkezi…

Ah, bir bilebilseydi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s