Kitap Okuma Hakkı

Aynı zamanda arkadaşım olan müvekkilim iki gün hukuksuz olarak gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakıldı.

O kargaşa içinde iki, hatta dört hafta bile kalabilirdi gözaltında, kutu gibi bir odada.

Avukat olarak görüşmeye gittim. Eşi bir poşet temiz kıyafet verdi bana teslim etmem için. Arasında bir de kitap vardı.

Polisler kıyafetleri kabul etti fakat “kitap veremeyiz” dediler.

Nasıl yani, diye sordum. Neden kitaba izin vermiyorsunuz ki?  Yasal, bandrollü, siyasi içeriği de olmayan, bir roman işte, açın, bakın, kontrol edin.

“İçinde şifreli bir mesaj olmadığını bilemeyiz,” dediler. “Kesinlikle olmaz, kitap vermiyoruz gözaltındakilere.”

İtiraz ettim. Çevremi saran polislerle dakikalarca cedelleştim.

– Adam içerde ne yapsın günlerce!

– Silah mı arkadaşım bu, kâğıt ve mürekkep!

– O halde siz, buradan bir kitap verin okusun, kendi kitaplarınızdan birini verin! Kütüphane, bir kitaplık filan yok mu burada, oradan uygun gördüğünüz bir kitabı verin.

– Memur bey, kitap ekmek gibi su gibi temel ihtiyaç maddesidir.

– Arkadaşım şairdir, yazardır, biz kitap okuyan insanlarız, kitabı yasaklamanız ayrıca bir cezadır, buna hakkınız yok.

Ne dediysem olmadı, geri adım atmadılar.

Sürekli olarak beni anladıklarını, benim de onları anlamam gerektiğini yineleyip duruyorlardı.

Büyük uğraşlar sonucu karşılıklı olarak birbirimizi anladık! Ne var ki işimiz görülmüyordu.

Gözaltında kalan birine kitap okuma hakkının tanınmamasını kabul edemiyordum. Haksızlığa gelemeyen bir yanım vardı. Oraya gelmiştim ve gitmek istemiyordum.

Haklılığımı ortaya koymak için kendi çantamı dahi açtım! Bir anda oldu bu ve kendimi, çantamdaki kitapları polislere gösterirken buldum! (İşin ironik yanı, gösterdiğim kitap Emile Zola’nın  “Suçluyorum” adlı kitabıydı. Polisleri suçluyordum!)

– Size tuhaf gelebilir ama biz kitapsız yaşayamayız, arkadaşım okuyan biridir, bu yaptığınız zulümdür.

Artık tezlerimin sonuna geldiğimi hissediyordum. Olmuyordu. Kabul ettiremiyordum. Yenilgiyle çıkmaya hazırlanıyordum Emniyet Müdürlüğü’nden. Yapacak bir şey yoktu. Bu arada arkadaşımın koluna giren polis onu nezarethaneye götürüyordu. Profesyonel bir avukata belki hiç yakışmayacak biçimde kendimi onun yerine koyuyordum. Acayip koyuyordu bana bu durum.

Derken, “durun”, dedim, son bir şey söyleyeceğim:

– Bari arkadaşa kutsal kitabını verin. Bir Kur’an-ı Kerim olsun verin. Yahut Kur’an Meali.

Polis, söyleyecek bir şey bulamadı. Merdivenlerden yukarı çıkıyor, müvekkil kolunda…  

Gözden kaybolmaktayken arkasından seslendim:

– İnsana kutsal kitabını okuma hakkını bile tanımıyorsunuz, bu yaptığınız insanlığa sığmaz!

Gözaltına alan da Müslüman, gözaltına alınan da…

Müslüman bir ülkedeyiz.

Yöneticilerin dilinden, ülkemizin ne büyük bir “Medeniyet”in parçası olduğu, övünme lafları, düşmüyor. 

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki dünya kişisel verilerin korunması bahsinde ‘Unutulma Hakkı’nı güvence altına almaktan bahsediyor. Bense Kitap Okuma Hakkı’ndan bahsediyorum.

Ne diyor şair Mustafa Akar:

“Bana biraz garip geldi, bu enfes yenilgiler çağında Mustafa adında olmak.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s