Postacı

Çalıştığımız yer bir avukatlık bürosu olduğu için postacı kapımızı sıklıkla çalar. Her gelişinde merak ederiz, kime ne getirdi, haberler nedir, mahkemeden olumlu bir karar gelmiştir inşallah diye bekleriz, kasabın önüne dizilmiş kediler gibi.

Haberler, acı-tatlı, değişse de postacının gelişi başlı başına güzel bir haberdir zira kendisi işini gayet iyi yapan, saygı ve sevgi dolu zarif bir insan. Yıllar içinde birbirimize de alıştık. Bazen bizi yerimizde bulamayınca, gün içinde bir daha uğrar, yine yoksak, telefonla arar. İşleri kolaylaştıran bir insan.

Bugün yine geldi ancak bir mektup veya tebligat getirmiş değildi. İş icabı değil vedalaşmak amacıyla gelmişti. Görev yeri değişmiş, İstanbul’dan ayrılıyormuş. Kendisi adına sevinsek de kendimiz adına üzüldük.

Nezaket ve zarafet, dikkat çekici özellikler. Ne yazık ki insanlarımıza –genel olarak- bencillikle sarmaş dolaş bir hoyratlık hâkim. Bu yüzden, kıymetli bir insan daha uzaklara gitti diye üzüldüm.

Hayatın kıyısında köşesinde kalmış, kendi dünyasında yaşayan, adı sanı bilinmeyen böyle pek çok saygıdeğer insan var, farkında mısınız?

Bizim bir sucumuz var mesela. O kadar nazik ve edepli bir adam ki, suyumuzu değiştirip, daha kaliteli bir firmadan su alalım dedik uzun bir süreden sonra, olmadı. Denemedik değil. Denedik ama olmadı. Yeni suyumuz daha kaliteli ise de, suyu getirenlerde özen yok, suratlar beş karış, bir şey söylesen tersleyeceklermiş gibi bakıyorlar. Tekrar eski suya ve asıl önemlisi sucuya döndük.

Dikkat ediyorum, sucumuz evin kapısında, damacana alıp parayı verme sırasında, o kısacık sürede evin içine bakmayacak şekilde konum alıyor. Bakışlarını önüne eğiyor. İnsanların kendilerini teşhir etmek için evlerinin perdelerini kapatmayacak kadar modern sapkınlıklara tevessül ettikleri, mahremiyete zulmettikleri bir çağda, bu ne güzel bir incelik.

Yine, bir ayakkabıcım var, o kadar güzel bir insan ki… Bana, Behiç Ak’ın -herkese tavsiye ettiğim harika kitabı- Güneşi Bile Tamir Eden Adam’ı hatırlatıyor. Yenisini almaya gitmeden önce ayakkabılarımı çok defa götürürüm ona. En son, artık yenisini almam gerektiğini söyler ve öyle giderim. 

Hayatın içindeki “küçük” hikâyelere ve insanlara kıymet veririm. Kendini göstermek için yırtınan, imajlarla, makyajlarla şekilden şekile giren insanlara itibar etmem. “Ekranlardan” riya aktığını unutmamak gerek.

Bu yazıyı da postacımızı, sucumuzu ve ayakkabıcımızı selamlamak adına kaleme alıyorum. 

Şarkı da çocuklar ve çocukluğumuz için gelsin…

2 thoughts on “Postacı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s