Suçsuzluğu İspat Çalışmaları

Franz Kafka’nın meşhur romanı Dava’nın ilk cümlesi şöyledir:

“Biri Josef K.’ya iftira etmiş olmalıydı, çünkü kötü bir şey yapmamış olmasına karşın bir sabah tutuklandı.”

Öğretmen arkadaşım Halil Toprak’a da biri iftira etmiş olmalıydı, çünkü kötü bir şey yapmamış olmasına rağmen 1 Eylül 2016 tarihinde KHK ile işten atıldı.

Adına FETÖ/PDY denilen terör örgütü ile ilişkisi olduğu gerekçe gösterildi.

Ne ilişkisi, nasıl bir ilişki? Bu konuda kendisine bir delil gösterilmedi.

Kendi çabaları ile Ankara’da birilerini devreye sokarak ancak öğrenebildi ihraç edilme nedenini.

Kaldığı evde bir kişi bylock kullanmıştı ve şu işe bakın ki internet hattı onun üzerine idi!

Gidecek yeri olmadığı için bir süreliğine evinde kalan bir öğrencinin cep telefonunda mevcut bir programdan ötürü terör örgütü üyesi oluvermişti.

Akşam devlet memuru bir öğretmen olarak başını yastığa koymuş, sabah terör örgütü üyesi olarak uyanmıştı!

İnternet hattınızı kullanan birinin kendi özel-gizli alanı olan cep telefonunda hiç bilmediğiniz bir programın yüklü bulunmasından ötürü suçlu görülmenin hakla, hukukla, akılla mantıkla filan ilişkisi yok elbette ki. 

Türk Yargısı onu bunu bilmez: Kişi suçsuzluğunu ispatla yükümlüdür!

Halil Toprak da bunu yapıyor. Ben de avukat olarak ona yardımcı oluyorum.

Yardımcı oluyorum ama devlet de azıcık işin ucundan tutsa, bize yardımcı olsa, bizi dinlese, hukuk kurallarına, anayasaya, yasalara filan kulak verse, ne güzel olur!

Müvekkilim yaklaşık 7 aydır işsiz. Müvekkilim ötekileştirilmiş ve “vatan hainleri” safına, yetkili bir tekme ile itilmiş. 

İstanbul Valiliği OHAL Bürosuna dilekçe ile delillerimizi sunduk, olmadı.

BİMER’e iki defa yazdık, olmadı.

Kullandığı telefonları, numarasını bildirdik, inceleyin dedik, olmadı.

İdare Mahkemesi’nde ve Anayasa Mahkemesi’nde davalar açtık. Açtığımız davalar, yeni bir komisyon kurulacağı gerekçesiyle -ki henüz faaliyete geçmiş değil- çöpe atıldı resmen.

Sorguluyorum, müvekkilim hakkında bir dava olmadığı gibi soruşturma dahi yok!

Ortada suç yok. Ama ceza var. Ceza var ama itiraz mercii yok. Yetkili bir muhatap dahi bulamıyoruz.

Bu kadar hukuksuzluk yetmezmiş gibi üstüne bir de tutuklanma endişesi yaşıyor müvekkilim, en başından beri.

İki kelime ile kendisini tanıtan bir partinin 15 yıldır yönettiği ülkede işte böyle ADALET arıyoruz. Bir zaytung haberinde yaşıyor gibiyiz lakin hiç komik değil. Adlarımızın baş harflerinden ötesi yok, nokta! 

Yargı ortaya bir suç koyamıyor, bir öğretmen ile bir avukat, iki adam birlikte mücadele ediyoruz, suçsuzluğu ispat yollarında yürüyoruz fakat netice alamıyoruz!

Yoksa beceriksiz miyiz, neyiz?

En son, önceki gün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir dilekçe verdim.

Talebim şöyleydi: Müvekkili suçlu görüyorsanız yargılayın, değilse bize ve Milli Eğitim Bakanlığına, suçsuz olduğuna ilişkin resmi bir belge yollayın. 

Bu yazıyı okumuş avukatlar pekala şöyle bir tepki verebilirler: “Bu da bir şey mi!?”

Daha ağır, akıl almaz, trajikomik hukuksuzluklara şahit olmuşlardır, eminim.

Ben sadece bir örnek verdim. Üç aşağı beş yukarı, binlerce benzeri hikaye olduğunu görebiliyorum.

Kafka, Dava’da karanlık bir çağı tasvir etmiş.

Olağan halden çok daha öte karanlıklar içinde Adalet, yerlerde sürünüyor bu ülkede.

Allah’ın bize Adalet’i emrettiğini hatırlatmak isterim. Vaziyet fena. Vebal ağır.

Allah korkusunun bu denli cılızlaştığı bir ortamı ilk kez yaşıyorum. Ahiret’in hesaba katılmadığı böylesi bir “sorumsuzluk” çağını ilk kez teneffüs ediyorum. Hakkın hukukun böylesine pervasızca çiğnendiği bir atmosferi ilk kez hissediyorum.

Sayfamın başında daima yer alan, Ali Şeriati’ye ait duayı bu yazıya iliştirme gereği duyuyorum.

“Ey Rabbim!

Âlimlerimize sorumluluk, avamımıza ilim, müminlerimize aydınlık, aydınlarımıza iman, tutucularımıza anlayış, anlamışlarımıza tutuculuk, kadınlarımıza şuur, erkeklerimize şeref, yaşlılarımıza bilgi, gençlerimize asalet, hocalarımıza ve öğrencilerimize inanç, uyumuşlarımıza uyanıklık, uyanıklarımıza irade, tebliğcilerimize hakikat, dindarlarımıza din, şairlerimize şuur, araştırmacılarımıza hedef, umutsuzlarımıza umut, zayıflarımıza güç, muhafazakârlarımıza perva, oturmuşlarımıza kıyam, donup kalmışlarımıza hareket, ölülerimize hayat, körlerimize görüş, suskunlarımıza feryat, Müslümanlarımıza Kuran, Şiilerimize Ali, fırkalarımıza birlik, kıskançlarımıza şifa, kendini beğenmişlerimize insaf, küfürbazlarımıza edep, mücahitlerimize sabır, halkımıza özbilinç, bütün milletlerimize karar alma himmeti, fedakarlık kabiliyeti, kurtuluş yeterliliği ve izzet bağışla.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s