Hapishane Üzerine

http://www.islamianaliz.com/haber/oybde-isik-ergudenle-%E2%80%98hapishane-soylesisi-54539

“Çevirmen-yazar Işık Ergüden, Özgür Yazarlar Birliği’nde “Hapishane Çağı-Kapatılan İnsan” kitabı çerçevesinde hapishane ve hapishane mantığının egemen olduğu toplumsallık çerçevesinde Mehmet Ali Başaran moderatörlüğünde bir söyleşi gerçekleştirdi.

Programı, Işık Ergüden’i çevirmenlik ve yazarlığı, hapishane ilgisi ve “Hapishane Çağı-Kapatılan İnsan” kitabı dolayımında tanıtarak başlatan Mehmet Ali Başaran, hapishane meselesinin niçin önemli olduğuna dair değerlendirmelerde bulundu. Müslümanların bu hususta yeterli ilgi sahibi olmadıklarını söyleyen Başaran, İslam’da hapishanenin olmadığına, ancak bu gerçekliğin sürekli atlandığına dikkat çekti.

Işık Ergüden kişisel tarihinden bahisle 12 Eylül döneminde kaldığı cezaevi koşullarını anlattı. Cezaevlerindeki baskılara karşı direnişin nasıl örgütlendiğinden bahsetti. Program boyunca Ergüden dinleyicilerle birlikte ana hatlarıyla aşağıdaki tespitleri tartıştı:

– Dışarısı da içerisi gibi bir hapishane.

– Hapishane zaman ve mekân üzerinde baskı kuran bir kurum. Hapishanede zaman ve mekân üzerinde denetim kurulamıyor.

– Cezaevlerindeki tutumlarda da görüleceği üzere kötü muamelenin mübah görüldüğü bir sistem var. Toplumun kimi kesimleri kötü davranılmasını istiyor. Yukarıdan aşağıya örgütlenen bir sistem bu.

– Hapishane saçma bir kurum. Neyin suç olduğu tartışmalı bir mesele. Jean Valjean’ın küreğe mahkûm olma süreci buna çarpıcı bir örnektir.

– Devletler için hapishane imha ve gözdağı yeridir. Siyasi kişiliği ezmeyi amaçlar. Her türlü olanak tutukluların elinden alınıyor. Bazı imkânların verilmesi için ezmeye dönük uygulamalar devreye sokuluyor.

– Suçun hapislik olmaktan çıkarılması gerekir.

– Yatılı okullar, kışlalar hepsi hapishane gibi örgütlenmiş.

– Hapishaneler önceleri suçluları bireyselleşip topluma karıştıracak bir model olarak görülüyordu.

– Bentham tarafından tasarlanan Panoptikon modeli bugünkü işleyiş için açıklayıcıdır. Mekânın tasarımı son derece önemli.

– Artık şehirlerin dışına taşınıyor cezaevleri.

– Cezaevlerinde toplumdan ve içerdeki kişilerden olmak üzere ikili bir tecrit söz konusu.

– Bir dönem geliyor bazı yasaklar gevşiyor, birçok şey serbestleşiyor, başka bir dönem geliyor bunların hepsi ortadan kaldırılıyor.

– İnsanlar baskı koşullarında biz vurgusunu daha çok yapıyor.

– Ben cezaevi süreçlerimde kendimi mağdur olarak görmedim hiç.

– Cezaevlerinde insanlar kendilerini ifade etmek için uzun uzun mektup yazıyorlar. Bu yolla özne olmak istiyorlar.

– Yaşadığımız hayat bir tür hapishane olsa da fiziki hapishane daha farklı.”

*Bugün hapishaneden gelen mektuplardan birinin zarfına ait bu fotoğrafı hayli ilgili olduğunu düşündüğüm için yazıya iliştirdim. Hapishanelerde “yitip giden” hayatlara ait “evrakların” kıymetine dair çok şey söylüyor olsa gerek. Özene bezene yazdığı mektubun zarfına duygu ve düşüncelerini resmeden, nakşeden kişinin 54 yaşında olduğunu, 22 yıldır hapis yattığını, böyle giderse ölene dek yatacağını, zira ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildiğini, tek kişilik minicik koğuşundan günün ancak dört saati, küçük beton bir avluya çıkabilen bir derviş olduğunu, yeri gelmişken belirteyim. 

Bir kağıt, bir kalem, kısa bir süre ve iki-üç liralık posta masrafı ile hapishanelere gönderilen mektupların nelere kâdir olduğunu, görmeyenlerin görmesini isterdim. Yaşayarak… 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s