Türkiye ve Çürüme

Türkiye’de ciddiye alınacak, değer (para) verip satın alınacak bir gazete yok. Uzun süredir yok. Nedenleri üzerinde konuşmak gerekiyor.

Gazetecileri zindanlara atılan ülkenin gazetelerinde köşe yazarı kovma geleneği ise halen sürmekte. Yazık.    

Star Gazetesi Lütfü Oflaz gibi bir vicdan kalemini daha geçenlerde kovmuş ve ulusal “broşür” olmaktan öte bir anlam ifade edemeyeceğini bir kez daha ilan etmişti.  

Son olarak, Hürriyet Gazetesi Akif Beki’yi, Cumhuriyet Gazetesi ise Nuray Mert’i “tahammül edilemez” bularak, bir “güzel” kovdu. Rahatlamışlardır. Artık sorun kalmamış olsa gerek!

Basın özgürlüğünün olmadığı bir ülkede ifade özgürlüğü hayatta olmaz. Olsa olsa bitkisel hayatta olur.

Yargısı arızalı ülkede, zindanlara doluşturulan insanların tek tip kıyafet giymesi isteniyor. Tıpkı, basını özgür olmayan ülkede, gazetelerin daima tek tip yazar istemesi gibi.

Sağdan sola, soldan sağa ve üstten aşağıya, değişen bir şey yok.

Patronlar, gazete olarak adlandırılan sayfaların köşelerine, bağlı oldukları renkte sabit yazarlar monte ediyorlar. Yazarların monte edildikleri renkte kalmaları bekleniyor. Zira, savunacakları cephe belli, saldıracakları cephe bellidir.

Bu ülkede pek çok şeyin teki makbuldür: Tek tip devlet adamı, tek tip hükümet mensubu, tek tip muhalif, tek tip kıyafet, tek tip yazar, tek tip akademisyen, tek tip sendikacı…

Tam da bu yüzden, “kader mahkûmu” havasındaki bu ülke tekleyip duruyor. Tekleyip duruyor. İki adım ileri, bir adım geri. Bir adım ileri, iki adım geri.

Debriyaj ve patinaj… Şantaj, montaj ve sabotaj… Böyleyiz biz. İşte böylesi “yerli ve milli” bir geleneğin temsilcileriyiz.

Kendimizi yineliyor ve yeni diye bir güzel allayıp pulluyoruz. Yalandan kim ölmüş!

Cumhuriyet Gazetesi’nin, tahammül edemeyip kovduğu Nuray Mert, “28 Şubat’ta da aynı şeylerle karşılaştım. Yıllar geçiyor, ama Türkiye’de hiçbir şey değişmiyor. Anlayış açısından iktidara muhalefet eden gelenek de en az onlar kadar tahammülsüzler ve onlardan farksızlar” demiş Medyascope’ta.

Belediyelere bakın; rüşvet, yolsuzluk, işgüzarlık gırla giderken o parti bu parti ayırımı var mı? Hayır yok. Sadece istisnalar var.

Rüşvet çarkları var. O çarklara katılmayan ahlaklı, dürüst azınlık var. Çok daha az insan, o çarklara çomak sokabiliyorlar. Yoz düzen yer yer tıkansa da, su gibi yolunu buluyor, öyle gelmiş öyle gidiyor.

Türkiye, derin ahlak kriziyle can çekişiyor. 15 Temmuz sonrası ağırlığı iyice hissedilen baskı ve korku iklimi sorunların giderilmesine değil sıkıştırılmasına yol açıyor. Bu sıkışma bir patlamaya yol açmayacak mı?

Allah’tan kitaptan bahsedip duranlar İlahi Adaleti unutuyorlar.

Yolsuzluğu, hırsızlığı, rüşveti, yalanı, talanı ve haramı bol bu ülkede nefes almaya çalışan insanları ilave bir güçlük daha bekliyor: Akıllarıyla alay edildiğini görmek.

Coğrafya kadermiş. Bu keder!

Uzun bir süredir, ne yapsam olmuyor, kendimi bu ülkeye ait hissedemiyorum. Samimiyetle söylüyorum: iyi niyetliyim. Deniyorum ama olmuyor.

Sorun bende mi?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s