Bir Cezaevi Müdürünün Anıları

http://www.dunyabizim.com/kitap/26978/sahit-olanlar-ulucanlardaki-idamlari-bir-omur-unutamadi

İdamlar ve Olayların Gölgesinde Ulucanlar”, meslek hayatının 10 yılını Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde müdür olarak geçiren Vehbi Camgöz’ün hatıralarından oluşan, kolayca okunan bir kitap.

Mekân, Cumhuriyet tarihinin unutulmaz olaylarına ev sahipliği yapması ve adı tarihe kazınmış pek çok ismi ağırlaması bakımından önemli. Yaşayışı, inanışı, dünya görüşü bambaşka öyle insanlar geçmiş ki Ulucanlar’dan, öyle dramlar yaşanmış ki, eline bu kitabı alan kimse kayıtsız kalamaz kolay kolay.

Kendini sorumlu hisseden sıra dışı bir cezaevi müdürünün tarihe şahitliği ile karşı karşıyayız. Cezaevi gibi şeffaflıktan uzak, denetime ve dışarıya kapalı bir alana dair anlatılanlar, şayet kaleme almasa, yazarın kendisiyle birlikte mezara gitmeye mahkûm gerçekleri ve de ayrıntıları içeriyor.

Yaşayan, bir ömür unutamadı

12 Eylül döneminin çarpık zihniyeti neticesi “bir sağdan bir soldan” seçilip ölüme mahkûm edilen gençler Necdet Adalı ve Mustafa Pehlivanoğlu aynı gece Ulucanlar Cezaevi’nin avlusunda sabaha karşı idam edilirken, olaya şahitlik eden beş kişiden biri de Vehbi Camgöz’dür. O tarihte 25 yaşındadır. İdamlardan ötürü allak bullak olmuştur. Artık, ne yediğini bilir ne uyuduğunu. Kendine gelmesi tam bir hafta sürer.

Bir okur olarak ben de en çok, uzun uzun anlatılan o idam gününü okurken sarsıldım. Cellat, doktor, savcı, avukatlar ve idam edilen gençlerin o halleri, son sözleri, olanca ağırlığı ile satırlara çökmüş. Yaşayan, bir ömür unutamadı; öyle zannediyorum ki, okuyan da kolay kolay unutamayacak.

Bu gençlerin idamlarının hemen ardından Erdal Eren’in idamı geliyor. İnsanın içini acıtan satırlar sona ermeden, yazar, ‘idam isteriz’ diye uzaktan bağıranlara sözünü söylemeden edemiyor.

Yazar değil ama Ulucanlar Cezaevi başka idamlara da şahitlik etmiş ne yazık ki. 6 Mayıs 1972’de Deniz GezmişYusuf Aslan ve Hüseyin İnan… Başarısız darbe girişimleri sonucu 1964’te Talat Aydemir ve süvari Fethi Gürcan… Mustafa Kemal Paşa’ya İzmir’de suikast planladıkları iddiası neticesinde 1926 yılında idam edilen beş kişi, idam edilmeden önce Ulucanlar Cezaevi’nde kalmışlar.

Bu isimlerin yanı sıra ünlü İslam âlimi İskilipli Atıf Hoca ve Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi de Ankara İstiklal Mahkemesi’nin haktan ve hukuktan nasibini almamış kararı ile 1926 yılında idam edilmeden önce Ulucanlar Cezaevi’nde tutuklu kalmışlar. Bu iki âlim Ankara’da o dönemki TBMM önünde asılarak idam edilmişlerdi.

1960’tan sonra halkın tepkisinden çekinildiği için olsa gerek, meydanlarda infaz uygulamasına son verilmiş olup infazlar cezaevi içinde gerçekleştirilmiş.

Önceleri at ahırı, ardından askeri depo ve sonra cezaevi

“İdamlar ve Olayların Gölgesinde Ulucanlar” kitabı dört bölümden oluşuyor. “Ulucanlar’da İnfaz Edilen İdamlar” ikinci bölümün konusu. Üçüncü bölüm “Ayaklanma Ve İsyanlar”a ayrılmış. Dördüncü bölümde “Yaşanan Firar Olayları”na yer verilmiş. Kitabın ilk bölümü ise biraz teknik kalıyor denilebilir: Cezaevinin mimari ve iç yapısı, idari işleyişi ve çalışanları anlatılıyor. Yine de, sıkıcı bir bölüm olduğu kanaati hâsıl olmasın. Kitabın arkasında yer alan cezaevi krokisini açtığınızda bahsedilen koğuş ve birimlerin yerini görebiliyorsunuz. Kitabın hepten kasvet dolu olduğu da sanılmasın. Firar, ayaklanma ve isyan olaylarında bol bol aksiyon, yer yer komik hadiseler mevcut.

1976 yılında Yılmaz Güney, 1981 yılında eski başbakan Bülent Ecevit, 1991 yılında DEP milletvekilleri Leyla ZanaAhmet TürkHatip Dicle, 1996 yılında Mustafa İslamoğlu, Sincan’da Kudüs Gecesi’ni düzenledikleri gerekçesiyle Nurettin ŞirinBekir Yıldız, ayrıca Hüsnü Aktaş Hoca, Müslüm Gündüz ve Hasan Mezarcı gibi kamuoyunun bildiği isimler bir dönem Ulucanlar Cezaevinde kalan isimlerden bazıları.

Vehbi Camgöz, görev aldığı süre boyunca cezaevinde işkence veya kötü muameleye müsaade etmemiş, F Tipi cezaevlerine karşı gelmiş, cezaevlerine “hayata dönüş” türü askeri müdahalelerde bulunulmasını kabul etmemiş bir müdür. Uzunca bir süre terör örgütlerinin ölüm listesinde yer almış. Memuriyetinin son yıllarını ise o ilden o ile sürgün edilerek geçirmiş.

Önceleri at ahırı, ardından askeri depo ve uzunca bir süre cezaevi olarak kullanılan Ulucanlar, bugün artık müze olarak varlığını sürdürüyor.

İşte bu kitap, o müzenin rehberi olmanın çok ötesinde anlamlar ihtiva ediyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s