Kitapların Hatırı

Kitapların okurlarına neler neler hatırlattıklarını hiç düşündünüz mü? Ben biraz düşündüm.

Evimde, mümkünse her odada kitaplar bekleşir. Yanıma kitap almadan evden dışarıya adımımı atmam. İş yerindeyse, üç bir yanım kitaplarla çevrilidir. Kitaplar yoksa elimde ve gündemimde, kendimi mal gibi hissederim açıkçası. Taşınmaz bir mal gibi. Taşınmaz ve çekilmez…

İyi bir okur olduğumu iddia edecek değilim lakin kitapları çok severim. Bende kitap sevgisi imandandır.

Çok fazla kitabım yoktur fakat kitaplarımın yanında çok vakit geçiririm. Yüzüm kitaplığıma çevrilidir. Kitapların yüzüne, sırtına bakarım. Otururken, dinlenirken, müzik dinlerken, kafamı dağıtmak için dolaşıp dururken kitaplarıma bakarım.

Bir kitap satın aldığımda ilk işim, üzerine adımı, yeri ve tarihi yazmak olur.

Kitaplar, bana onları aldığım yerleri ve zamanları hatırlatırlar. Bir anda 10 yıl öncesine, öğrencilik yıllarına, arka sokakta bir kitapçıya yahut uzaklarda bir kitap fuarına giderim mesela.

Kitap bana hediye edilmişse, hediye eden kişiyi hatırlarım. Onunla ilişkimi düşünürüm. Şimdi nerededir, ne yapıyordur, hayal ederim. Böylece, hiç hesapta yokken kendisini arayabilirim.  

Kitap bana hediye edilirken, içine bir not da düşülmüşse, o notu düşünürüm. Hangi duygu ve düşüncelerle yazılmıştır. Hangi yaşanmışlığa, ne gibi bir saikle atmıştır imzasını, işi gücü bırakır, arka planını tahayyül ederim.

Kitap, yazarı tarafından benim için imzalanmışsa, nerde, nasıl bir atmosferde imzalandığı aklıma gelir. O kitabın hangi şartlarda yazıldığını tasvire niyetlenirim. Hangi süreçlerden geçti, yazar kitabın ilk heyecanını kimlerle paylaşmıştır, yayınevi kitabı nasıl karşılamıştır, matbaadan geldiğinde kitap, eline aldığında yazar, ne düşünmüş, ne sevinmiştir!?

Yazarını düşünürüm. Neden ona kitap imzalattım acaba? Halen “benim yazarım” mı? Yeni kitaplar yazmış mı? Okumaya gerek gördüm mü?

Yazarı hayatta olmayan bir kitap bana en başta ölümü hatırlatır. Kitaplarımın çoğu hayatta olmayan yazarlara aittir. Dirilerden çok ölülerle vakit geçiririm. Mesai arkadaşlarımın çoğu, zamanın sınamasından alnının akıyla geçmiş eserlerin sahipleridir. Böylesi kitaplar bana bu dünyanın “üç günlük” olduğunu hatırlatırlar. Tortusu budur, tende. Bu yüzden olsa gerek, “yıkılma sakın” diye başlayan şiirimiz, “ölüyoruz, demek ki yaşanılacak” diye biter.

Bilhassa, hayatta olmayan yazarları düşünürüm. Onların yaşamlarını, zamanlarını, ortamlarını… Yazıldığı, anlatıldığı gibi hayatlar mı yaşamışlar yoksa haklarındaki düşüncelerimiz kurgulara, zanlara mı yaslanıyor?

Renklerinden veya küçük oluşlarından ötürü diğerlerinden kolay kolay ayırt edilemeyen kitaplar vardır raflarda. Derin bir sessizlik ve sabır içinde aylarca hatta yıllarca bekleyebilirler öyle, oldukları yerde, hatta sanırsınız ki, unutulur giderler. O kitaplar dahi bir anda çıkagelirler, yere düşerek, bir sandık gibi açılırlar, içlerini dökerler size, çat kapı giriverirler zihninize, alıp götürürler sizi bir yerlere.

Okurlar, kitapların hatırı için fedakârlıkta bulunurlar. Bunun karşılığında kitaplar, okurlarına hâl hatır sorarlar. Ne kadar yaşanmışlığı varsa okurun kitaplarla, kitaplar okuruna o denli çok şey hatırlatırlar.

Kitaplar hatıralar saklar içlerinde.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s