Cezayirli Ömer

İzmir’den Yunanistan’a geçmek üzere geceleyin küçük bir bota bindiler. Cezayirli, Suriyeli, Filistinli, Afganistanlı, Pakistanlı 20 kişi kadardılar.

Altı saat süren bir yolculuktan sonra Sakız Adası’na çıkmak üzereyken Yunan Sahil Güvenlik polisleri tarafından durduruldular. Yunan polisleri mültecileri gemilerine aldılar ve Sakız Adası’nda bir kampa götürdüler.

Cezayirliler ve Filistinliler hariç diğer mültecileri iki gün içinde serbest bıraktılar. Nedense Cezayirli ve Filistinli mültecilere çok kötü davranıyorlardı. Onları demir sopalarla dövüyorlardı.

Yirmi günün ardından, adadan alınıp ana karaya, İskeçe’ye götürüldüler. Yemek olarak çoğu zaman domuz eti veriyorlardı. “Biz Müslümanız, domuz eti yiyemeyiz” diye itiraz ettiklerinde, “bundan başka yemek yok” cevabını alıyorlardı.

Namaz için ezan okuduklarında, “havlamayın” diyerek tepki gösteriyordu polisler.

Beş aylık hapis hayatından sonra, 12 kişi toplanıp “hakkımızı istiyoruz” diyerek yetkilileri protesto ettiler. Bunun üzerine kampın damına çıkartıldılar. Dışardan 15 kişilik, koyu lacivert üniformalı özel bir askeri birlik geldi ve protesto edenleri dövdü.

Cezayirli Ömer bu 12 kişi içinde yer alıyordu ve kendisine saldıran askerler tarafından ayağı kırılmıştı.

Yunan yetkililer mültecileri çatıda iki gün boyunca tuttular ve bu süre zarfında helikopterlerle çok defa ıslattılar. Ardından grubu farklı yerlerdeki kamplara dağıttılar.

Cezayirli Ömer’i eskiden hastane morgu olarak kullanılan, hiç günışığı almayan, yeraltında bir odaya kapattılar. Çok soğuktu. Üşüyordu. Günde bir öğün soğuk yemek veriliyordu. İki ay boyunca duş alma ve traş olma imkânı bulamadı.

Türkiye ile Yunanistan arasında siyasi sorunlar olduğu için Türkiye’ye iade edilemiyordu. İki ayın ardından Drama kampına götürüldü. O kampta da üç ay kaldı. Ardından Karvali’de bodrum katta bir hapishaneye götürdüler. Orada da üç ay kaldı.

Duvara her gün bir çizik atıyordu. En yoğun işkenceyi Karvali’de görmüştü. Kendisine yapılan muameleye itiraz edince bu defa Feres karakoluna götürüldü. Burası Türkiye sınırına yakın bir kasabaydı.

Görevli polis, “burada fazla kalmazsın. İsmin okunduğunda eşyalarını toplayıp yanımıza gelirsin” diyerek uyması gereken kuralları açıkladı. Karakolda toplam 25 mülteci vardı. Aynı akşam seslendiler Cezayirli Ömer’e. Üç çantası, üç bin Euro da parası vardı. Görevli:

“100 metre ilerde, dört yol ağzında bir durak var, otobüs gelince bilet alıp gideceksin, geç kalırsan, otobüsü kaçırırsan sokakta kalırsın, beş dakikan var!” dedi ve tam çıkarken sırtına bir tekme vurup onu itekledi.

Cezayirli Ömer, 10 ay sonra serbest kaldığı için seviniyordu ki polisin tavrı dolayısıyla çok kötü bir duyguya kapıldı. Çaresiz, denilen yere gitti. Herhangi bir durak göremedi. Akşam karanlığı yeni çökmüştü. Sağda ve solda park etmiş iki araç vardı. Arabalara yaklaşınca, kapıları açıldı. Endişelendi. Kaçacak gibi oldu. Arabadan çıkan adamlar, İngilizce olarak, “biz polisiz, korkma!” dediler.

Çantaları indirip ellerini havaya kaldırdı. Cebinden, karakolda verilen evrakı çıkardı. “Yasa dışı bir durumum yok, yeni çıktım” dedi. Polisin biri, “bu evrak sahte olabilir, karakola gitmeliyiz” dedi. Arabaya binmesini istediler.

Cezayirli Ömer, polislerden şüphelendi ve arabaya binmek istemedi. Karşı çıkmaya yeltendiği anda demir sopayla vurmaya başladılar. Yere yıkıp tekmelediler. Ağzına gelen tekmelerden ötürü iki dışı kırıldı. Plastik kelepçe ile ellerini ve ayaklarını bağladılar. Kango türü bir arabaya koydular. Arabanın arka koltukları çıkartılmış, camları siyah jelatinle kaplanmıştı. Çantalarını diğer arabaya attılar.

Araba ormanlık bir alana girdi. Asfalt olmayan yolda, farlarını söndürdükten sonra bir süre daha devam etti. Yol yaklaşık 20 dakika sürdü. Nehir kenarı gibi bir yerde durdular.

Cezayirli Ömer, elleri ve ayakları bağlı olduğundan, orada kendisini öldüreceklerinden endişe ediyordu. Adamlardan biri kapıyı açtı ve “sesini çıkartırsan seni öldürürüz” dedi. Başını “tamam” anlamında salladı. Ardından, bir çuval gibi çıkarttılar onu arabadan. Yedi kişiydiler. Diğer araba da, citroen xsara, arkadaydı. Adamlardan biri “diz çök” dedi, Yunanca.

Cezayirli Ömer, adamın ne dediğini anlamadığı için hiç istifini bozmadı. Bunun üzerine demirle ayağına vurdular. O acıyla bağırdı. Bu defa daha çok daha çok vurmaya başladılar. İki kişi demirle ayaklarına, iki kişi de sırtına vuruyordu. Bir başkası bıçakla gözünün tam üzerine vurdu. Sonra iki yandan karnına…

Hareketsiz bir halde yere yığılıp kaldı. İki kişi koluna girdiler. Kelepçelerini kestiler. Elbiselerini çıkartıp çırılçıplak bıraktılar. Biraz sürükledikten sonra da Meriç Nehri’ne attılar.

Cezayirli Ömer baygın bir haldeydi. Ayakta durmakta zorlanıyor, kusuyordu. Nehrin karşısına zar zor geçebildi. Türkiye tarafına.

Bir kadın veya aile rast gelebilir düşüncesiyle mahrem yerlerini örttü yapraklarla. Gün doğmak üzereydi. Bir yol kenarına vardı. Çıplak olduğu için kendini gizliyordu. Askeri bir araç görünce fırlayıp yola atıldı. Askerlere,

“Ben Cezayirli, Müslüman, Yunanistan’da bana işkence yaptılar” dedi.

Askerler ne dediğini anlayamadılar. Bir süre sonra, Arapça anlayan bir asker bulundu. Perişan halde buldukları yaralıyı askeri bir tesise götürdüler. Elbise ve yemek verdiler. Herhangi bir şey yiyebilecek durumda değildi. Ambulansla hastaneye götürüldü.

Ayağı enfeksiyon kapmıştı. Doktor, biraz daha geciksen, ayağını kesmek zorunda kalırdık, dedi. Tedavinin ardından Edirne Geri Gönderme Merkezi’ne götürüldü. Orada 27 gün kaldı.

4 Temmuz 2017 gecesi öldü veya ölsün diye nehre atılan Cezayirli Ömer 5 Temmuz 2017’de Türkiye’deydi.

Ağır işkencelerden geçtiği için psikolojisi bozuktu. İlaç kullanıyor, destek alıyordu. Sağ gözünde görme bozukluğu vardı. Ayağına platin takılmıştı. Sara krizlerini andıran baygınlıklar geçiriyordu.

Kendisi gibi dört kişinin daha başına benzer olaylar geldiğini, ameliyat olduklarını hastanede öğrendi.

Cezayirli Ömer başından geçenleri avukatına tüm ayrıntılarıyla anlattı. Fotoğrafları ve sağlık raporları da dosyasındaydı. Yunanistan’da uğradığı insanlık dışı muameleden ötürü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne müracaat edecekti. Ne var ki ilk görüşmeden sonra kendisinden bir daha haber alınamadı.

Bir mülteciye yaraşır şekilde “yarım kalan” başvurudan geriye işte bu hikâye kaldı. “Akdeniz’de batan mülteci teknesi” haberlerinde geçen, ismi rakamlarda mahfuz kişilerden daha şanslıydı Cezayirli Ömer.

Mıydı?

En azından hayattaydı.

Mı?

2 thoughts on “Cezayirli Ömer

  1. Meseleyi “Yunan’la dost olmaz” sözüne indirgemek!?
    Ömer gitti… Ömer’ler gitti..
    Yunan dost olsa ne olur olmasa ne olur…
    😦 :::: : : : : : : : :

    Sadece ağlayalım…
    Ve zalimlerle mücadele için bilenelim!

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s