Berber Dükkânı

Erkek kuaförü değil berber.

Caddeye kafasını uzatmaktan çok uzakta, arka sokakta. Camına, saçı başı acayip artistlerin fotoğrafları yapıştırılmamış. Sahibi, tek başına çalışan bir eski toprak.

Sağda 37 ekran televizyon, arkada kafesine gömülmüş kıpırtısız bir muhabbet kuşu, sehpada, civardaki esnafla paylaşılıp mıncıklanmaktan ötürü bitap düşmüş günübirlik gazete ve yerini yadırgayan, sanayi odalarından birine ait fuzuli bir dergi.

Üzerine fazlasıyla yaşanmıştık sinmiş lakayt bir havası vardı dükkânın. Hikâye kitaplarındaki gibi görünüyordu. Emin bir beldeye girer gibi girdim içeri.

Saçları kısaltacağım, dedim.

Gösterdiği koltuğa oturdum. Koltuk sağa yatıktı, bariz. Aynadan yüzüne bakarak, yandan yandan, bozukluğu dile getirdim. Şikâyet etmek değil, muhabbet açmaktı amacım. Beni yanlış anlasa şaşardım.

‘Olur öyle şeyler’ edasıyla, ‘bakalım, yaptıracağız’ dedi.

O vakit anladım: bu, her yanı “samimiyet”le ışıldayan dükkânın müdavimi olacaktım artık. Hanım, “saçların çok uzadı” demeye başladıktan bir süre sonra oraya uğrayacaktım.

Bu sabah uğradım.

Genelde boş olan dükkân gençlerle tıka basa doluydu. Üstelik bizim berber de ortalıkta yoktu. Ellerine geçirdikleri makinelerle sakallarını düzelten, ayna karşısında taranıp şekil yapan, koltuğa oturttuğu arkadaşının saçlarının ucundan makasla azıcık almaya çalışan ve itişip kakışıp şakalaşan gençler dükkânı istila etmişlerdi adeta. Yaşlı, sakin böylesi bir yerde bu kadar aksiyon fazlaydı. Tedirgin oldum. Derhal bir yetkili aradı gözlerim. O esnada gördüm kapının ağzında duran, acelesi olduğu her halinden belli olan adamı.

Sahibi nerde, diye sordum.

Adam berberin arkadaşıymış. Emekliymiş, yakında oturuyormuş, sabahları o açıyormuş. Berber normalde gelmesi lazımmış. Trafiğe takılmış olmalı. Otobüsü kaçırmışsa, gecikebilir.

Yakındaki okulun müdürü, her biri özenle seçilmiş öğrenci arkadaşları okula almamış. “Saçı sakalı düzeltin, öyle gelin” diye talimat vermiş.

Lise öğrencileri. Bir yandan ufluyor pufluyor, bir yandan eğleniyorlar.

Birkaçı giderken bana serzenişte bulunuyor: “Abi Allah aşkına şu sakal mı!?”, “Abi çocuk çocuğa döndük vallahi!”

Tek tip kıyafet dayatamayanlar tek tip saç, tek tip sakal dayatıyorlar.

Kendi okul yıllarıma götürüyor beni bu manzara. Sonuna kadar sahip çıkıp tepe tepe kullandığım bir hakkı anmak, okulun benim için nasıl bir yer olduğunu anlatmaya yeter.

O hak “Devamsızlık hakkı”dır. Yeter bu kadar bunaldığım, yeter bu kadar budandığım denilerek, itinayla kullanılır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s