Cezaevi Ziyaretleri – 20

Avukat arkadaşım Ahmet Kılıç ve Selim Murutoğlu ile Silivri 9 No’lu Cezaevinde Osman Kavala, Selçuk Kozağaçlı ve Şahırmerdan Sarı ile görüştük.

Üçü de Türk Yargısının mağduru. Üçü de hukuk yüzü görmedi. Üçüne de reva görülen muamele zulüm ve işkence.

Osman Kavala’nın tutuklanmasının üzerinden bir yıldan fazla süre geçti. Hakkında halen bir iddianame dahi hazırlanmış değil. Bu, “ipini koparmış” bir “Yargı”dır. Bu “çakma yargı”, devlet iktidarını gasp etmiş bir müfteri gibi davranmaktadır.

Ortada suça ilişkin tek bir delil yok, dağ gibi iftira var. Art niyet var, yoz bir kötülük var, hapis var, dahası var:  

Osman Kavala “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası”na çarptırılmış bir mahkûmdan daha ağır şartlarda, tek başına tutuluyor. Kendisine spor ve sohbet hakkı tanınmıyor. İçeride ziyaretçilerden başka kimse ile görüştürülmüyor.

Aynı işkence Selçuk Kozağaçlı’ya da uygulanıyor.

Yargı’nın içinde bulunduğu utanç verici hali son günlerde Karar Gazetesi’nde birbiri ardına kaleme aldığı yazılarla Yıldıray Oğur ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.

Şahımerdan Sarı, Fetö’cü hâkim ve savcıların hukuk mukuk dinlemeksizin, içlerinde kaynayan fesatlıkla verdikleri korsan kararlar neticesinde geçmişte 10 yıl hapis yattı, halen “tutsaklığı” devam ediyor.

Allah kimseyi bu yargının eline düşürmesin! Bu yargıyı, bu hâkim ve savcıları Allah ıslah etsin diye sözlü ve fiili duada bulunmak lazım.

Süreyya Berfe, çocuklar ölüme verilmiş gözdağıdır, demiş. Türk yargısı da topluma verilmiş bir gözdağıdır. Bu zihniyetle ve karakterle, geleceğimize pusu kurmuş bir mayın tarlasından farksızdır.

Yargı denilen, derinlere kök salmış sorunu çözmeden başı beladan kurtulmaz bu milletin. Zulüm ile abad olunmayacağına göre…

Bugün ziyaret ettiğimiz üç isimle ilgili üç okuma parçası sunarak özetime son noktayı koyayım istiyorum. Bu kadar kötülükle karşı karşıya kalmak yoruyor insanı.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-46082758

https://m.bianet.org/bianet/siyaset/200861-tahliye-edilen-avukat-selcuk-kozagacli-darp-edilerek-emniyete-goturuldu

http://www.sahimerdansari.com/28-subat-ve-feto-magduru-sahimerdan-sari-adalet-bekliyor.html

Bir Put Olarak Hukuk

“Tahliye olmasından bir gün sonra hakkında gözaltı kararı çıkarılan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, “Yatarız hapiste, hesabını da sorarız” diye konuştu.”

Kozağaçlı, twitter hesabının başına şu sözü sabitlemiş: “Hukuk diye helvadan put yapmışsınız acıkınca yiyorsunuz.” 

Olan biten, olan ve hiç bitmeyen yargı zulmü ancak bu söz kadar veciz biçimde izah edilir diye düşünüyorum. 

(Az ama kıymetli okurlarımla birlikte bu ülkede, bu zor şartlar altında, “düşünce ve ifade özgürlüğü”müzü işler tutmaya dönük okumalar yapıyoruz bu mütevazı yazıhanede. Bence önemli.) 

Hakkı tutup kaldırma niyeti taşıyanlar için en zoru, düzen tarafından ötekileştirilenlerin, fena halde öcüleştirilenlerin haklarını görebilmek ve gözetebilmektir. En büyük mazlumlar, bilhassa terör’le, devletin güvenliğine karşı suçlar’la ilişkilendirilip iftira ile tutuklanan ve itina ile zindanlara atılanlar arasında yer alır. Kitle iletişim araçları hakkı batıl ile örtmek için deli bir para ve mesai harcarken pek çok tanıdık sima bilerek veya bilmeyerek, aktif veya pasif katkılarını sunarlar bu zulüm çarkına.

Allah için, Adalet için soruyoruz yıllardır, soralım, sormak zorundayız. İnsanlığımız, Müslümanlığımız, kutsal kitabımız bu soruları sormamızı gerektiriyor: 

“Hangi suçtan ötürü bu insanlar lekeleniyor, zindanlara atılıyor, işkence görüyor? Suçları nedir? Hani delilleri? Açıklayın.” 

“Hangi Hukuku uyguluyorsunuz? Rehine hukukunu mu? Öyleyse bu hukukun ilkeleri nelerdir?”

“OHAL’de cezaevlerine atılan veya işinden atılan yüz binlerce vatandaşın hakkı için bir açıklama yapma gereği duymuyor mu bu devleti yönetenler? Yıllar, hayatlar geçiyor.”

“Bu ülkede Adalet mülkün temeli mi yoksa lafın gelişi mi?”

Ey Müslümanlar, kanaat önderleri, cemaat liderleri hani, sorularınız nerde?

Hakkın hatırını gözettiğinizin göstergeleri sizce de yeterli mi?

Yoksa itirazlarınız sustuğunuz yerde mi ikamet ediyor?

Cezaevi Ziyaretleri – 19

Silivri 9 No’lu Cezaevindeydik bugün.

Av. Selçuk Kozağaçlı, Osman Kavala, Av. Bekir Kaya ve Ahmet Altan’la görüştük.

4 Mayıs 2018 tarihli bir önceki ziyaretimizde görüştüğümüz Ali Bulaç, Mehmet Altan ve Ahmet Turan Alkan kısa bir süre sonra tahliye olmuşlardı. 

Altı yıldır farklı cezaevlerinde ziyaret ettiğimiz mahpuslardan da tahliye haberleri geldi birbiri ardına, sevindik.

Cezaevleri ama bilhassa Silivri 9 No’lu Cezaevi adeta bir tanınmış muhalifler kampına dönüşmüş durumda. Kamp dediysem, birbirleriyle irtibatlı oldukları anlamı çıkmasın buradan. Ağır bir tecrit var. Pek çok tutsak tek başına kalıyor.

Selçuk Kozağaçlı, daha önce fesat “FETÖ Yargısı” neticesinde hapis yatmış tecrübeli, dirayetli ve sızlanmayan bir tutsak olmasına rağmen ağır tecrit altında artık zorlandığını söylemeden edemiyor.

Kendilerine uygulananın, adı konulmamış bir “düşman ceza hukuku” pratiği olduğunu belirtiyor, ki katılmamak elde değil. Pek çokları gibi onun da maruz kaldığı sürecin hukukla, Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarıyla filan alakası yok elbette. Tam manasıyla yasa dışı ve kayıt dışı bir “hukuk” uygulanıyor. 

Selçuk Kozağaçlı ile apayrı dünyaların insanlarıyız lakin şunu bütün samimiyetimle ifade etmek isterim ki inançlarının ardındaki coşku dolu kararlı duruşu ve bilhassa verdiği hukuk mücadelesi ile hayatı hukuk fakültelerinde ders diye okutulmayı hak ediyor.

Hukuk felsefesi üzerine uzun uzun konuşuyor ve haklı olarak soruyor: “Bize ve pek çok kesime uygulanan bu muameleyi hukuk olarak kabul edebilir miyiz? Eğer kabul edersek, bu çok tehlikeli içtihat yarınlara büyük bir tehlike olarak miras kalacak.”

İthama ve illa ki yeni bir tanımlamaya ihtiyaç olduğu ortada. Ağız alışkanlığıyla “hukuk” olarak adlandırılan sürece de, “yargı” denilen mekanizmaya da farklı adlar vermek zorundayız. Kelimeleri ve kavramları zayi etmeye hakkımız yok. Yeni tanımlamalar yapmak ve cari zihniyet ve pratiği izhar ederek şekilde içini doldurmak lazım.

Hayır, buna “hukuk” diyemeyiz, “yargı” diyemeyiz. Hâkim hâkim değil, savcı savcı değil.

Adına Duruşma Salonu denilen yerde devlet memuru olarak bir tek zabıt kâtibi ve mübaşir işini doğru yapıyor. Böyle bir garabet içinde gerçekleşen “tiyatro”ya yargılama demek su katılmamış bir haksızlık olur.

Burada edebiyat yapmıyorum. Bilmeyene bir distopya romanından fırlamış gibi gelen cümlelerden müteşekkil gerçekliğin altında büyük bir zulüm yatıyor, fantastik bir kurgu değil.

Zindan gerçek, esirlik gerçek, hukuk değil, yargı hiç değil. Literatüre aşina olanlar için söyleyeyim, bu, türünün son örneği bir “kıyamet alameti”.

Kitaba uymama aşaması geçilmiş, kitaba uyduramama aşaması da geçilmiş, kitaba uydurma gayret ve çabası ise nihayete ermiş. Artık bambaşka bir aşamaya geçilmiş. Usulden ve esastan ipini koparmış bu aşamada artık her şeyi yeniden tanımlayıp tasnif etmeye ihtiyaç duyuluyor.

(Hukuk felsefesi, hukuk sosyolojisi, hukuk psikolojisi üzerine düşünenleri, akademisyenleri yardıma çağırıyorum tam da bu noktada. Allah rızası için defansa gelsinler. Daha fazla gol yeme lüksümüz kalmadı.)

Dokuz aydır hakkında bir iddianame bile hazırlanmamış Osman Kavala “Adaletin yüzünü görebilmiş değilim henüz.” diyor.

Adaletin yüzünü göremeden zindanlara atılmış, karalanmış, cezaevinde yıllarını geçirmek zorunda kalmış binlerce insanın hikâyesi yazılmadı henüz.

Bu garabetle hesaplaşmadan var olmayı, dik durmayı başarabileceğimize inanmıyorum toplum olarak. 

“Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor.”

Şükür ki cılız bir umut var elde. Onu büyütmek, güçlendirmek zorundayız.