İftira Hukuku

Türkiye’nin dört bir yanı Hukuk Fakülteleri ile dolu. Bu fakültelerde Medeni Hukuk, Borçlar Hukuku, Ceza Hukuku gibi temel dersler okutuluyor.

Bana soracak olursanız, bu derslerin yanı sıra bir ders daha okutulmalı: İftira Hukuku.

Şaka değil. Böyle bir derse ihtiyaç var zira yargı içinde hukukun temel ilkeleri değil de sadece iftiralara dayalı olarak o kadar çok karar veriliyor, o kadar çok insan mağdur ediliyor ki, bu gelenek adeta ekolleşmiş. Hal böyle iken okullarda ders olarak okutulması komik bir öneri sayılmaz.     

Türk Hukuk Tarihi bir yönüyle iftiralar tarihidir. İftiralarla hüküm vermek, söz konusu mesele siyasi bir yön taşıyorsa, deyim yerindeyse, sünnettir.

Son parti iftiralardan ötürü haksızlığa uğrayan iki kişiden bahsedelim.

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkan Taner Kılıç 8 aydır tutuklu. Dün akşamüzeri serbest bırakıldı. Henüz ailesine kavuşmadan, gece yarısı, tekrar tutuklandı.

Taner Kılıç’ın suçlu olduğuna dair iftiradan başka bir delil yoktu! Kendisinin Bylock kullanıcısı olduğu iddia (ve iftira) ediliyordu.

Emniyet 8 aydır bu duruma dair bir rapor sun(a)madı Mahkemeye. Buna mukabil Taner Kılıç’ın avukatları, biri uluslararası bir dijital güvenlik şirketinden alınma, üçü halihazırda İstanbul Adliyesi Bilirkişi Listesinde kayıtlı bilirkişilerce hazırlanmış toplam dört rapor sundular Mahkeme’ye.

Taner Kılıç’ın Bylock kullandığına ilişkin herhangi bir rapor yokken kullanmadığına ilişkin dört rapor var. Suçlu olduğu ispat edilemiyor fakat suçsuz olduğunun ispatı da yeterli gelmiyor!

Sekiz ay sonra, tam da “ceza hukuku” devreye girmişken, iki saate kalmadan galebe çalan hukuktan bahsediyorum, ders olarak okutulması gerekli.

Geçen gün Furkan Vakfı’na operasyon düzenlendi ve yöneticileri ile başkanı gözaltına alındı. Ardından vakıf kapatıldı.

Hangi hukuka göre? Suç ne? Hani delil?

İlla bir delile gerek duyuluyorsa, alın size delil: 28 Şubat günlerinde Müslümanları linç eden mantık ve usulle hazırlanmış, haber görünümlü “media” saldırıları. Namı diğer, linç notları!  

Hükümetin dümen suyuna gitmeyen tarikat veya cemaat veya stk var mı?

Varsa onlara ancak bir hak tanınıyor artık: Susma hakkı!

Öyle zannediyorum ki bu ülkedeki vicdan sahibi pek çok kişi benim gibi düşünüyordur. Vakıf Başkanı Alparslan Kuytul’un söylemlerine az-çok veya hiç katılmıyorsunuzdur ve fakat iktidara muhalif olduğu için tutuklandığını düşünüyorsunuzdur.

Peki, bir Müslüman kimden gelen habere inanmalı?

Hadi, Furkan Vakfı’ndaki Müslümanlardan gelen habere inanmadınız diyelim. Polis fezlekelerine mi, Türk yargısına mı, Türk basınına mı inanıyorsunuz?

Kurban olduktan sonra, hangi kara propagandanın kurbanı olduğunuzun önemi kalıyor mu?

Sorunlar çok. Soruları da çoğaltabiliriz.