Ramazan Günlüğü 08

Günlerden Salı, Vefa’da Genç Hukukçularla birlikte iftardaydık.

Ardından 45 dakika Abdurrahman Arslan’ı dinledik.

Bilhassa gençler için son derece kıymetli bir işaret taşıdır kendisi.

Vahyi işaret eder, sesi kısılmış Müslümanca düşünceye ses taşır.

O konuşurken hayli karmaşık bu zaman ve mekânda heyelanlar olur. Müslümanlar olarak üzerimize çullanmış pek çok gayri islami algının gürültü ile kayıp gittiğini görür ve şaşkınlık yaşarırız.

İbadet niyetine konuşur.

Zaman, debisi yüksek bir nehir gibi önümüzden geçer, biz ‘nehri geçerken’ onu dinleriz.

Bir Paul Nizan kitabını elime alınca, ister istemez Cemal Bâli Akal ve üniversite yılları aklıma geldi.

Bilgi Üniversitesi’nde kendisinden “hukuk ve sanat” dersi almıştım. Daha sonra bu seçmeli dersi gönüllü olarak bir kez daha almıştım. Kendisinden çok şey almıştım.

Kitap, okumak, düşünmek dolup taşan naif bir entelektüelden, bir felsefeciden, hoca kelimesinin üzerine çok yakıştığı bir düşünür ve anlatıcıdan almak pek çaba gerektirmiyordu doğrusu.

Aklını, gözlerini ve kulaklarını yanında getirmeyi unutmamak kâfiydi.

Onun dersleri hatırına o günler, en çekilmez dersler çekilirdi.

Onun derslerinde edebiyat dünyama, okuyacaklarıma, yazacaklarıma çekilirdim.

Derslerinden bilgiden ziyade ilham alırdım.

((şimdi şu yazıyı okusa, “derslerim şu okulda şu tarihlerde, gelebilirsin!” dese, zıplar gider, dört göz, altı kulak ve duru bir zihinle kendisini dinlerim.))

Siponoza, Jean Genet, Juan Goytisolo, Romain Gary, Carson Mc Cullers, Hölderlin, William Blake, James Joyce, Thomas Hardy, Unamuno, Walt Whitman ve daha pek çok deli, divane, manyak, huzursuz, deha ya da acayip adam, ne yapıyorlar, haber almak isterim.

Liselerin hali ortada, üniversiteler ise “lise üstü” marangozhaneleri andırıyorken öğrenciye ilham saçan, ufuk dolu kapılar açan ne kadar hoca var bu ülkede? Kaç elin parmaklarını geçerler?

Bu anlamda ikinci bir isim verecek olsam, Niyazi Öktem derim.

O da silkeler kabulleri, kafa açar, hangi düşüncelerde, ne inançlarda olursan ol çok işine yarar! Gemilere rüzgar gibidir.

Seçmeli olan, kredileri çok düşük derslerden en yüksek puanları almaktı kaderimiz. (gerisinde çokça çuvallamak. -Söylemeye gerek yok-)

Sözlerimize gözlerimize özlediklerimize bakılacak olursa, bugün de halen böyle.

Böyleyken böyle.

Ramazan Günlüğü 07

Ammar ile Ümraniye’de başka bir iftara misafiriz.

Birbirini büyük oranda tanımayan insanlardan oluşan bir topluluktayız.

Davetliler ‘yurt’ içi ve dışında üst düzey okullarda okumuş, akademik kişilikleri ağır basan insanlar.

Ortama ağır, ciddi ve resmi karışımı bir hava çalınıyor.

Salon da eski tarz mobilyalarla, vakur bir duruşla katkı sağlayınca, yemeğimizi Rus Klasikleri’nde birkaç sayfada yiyor gibi hissettim kendimi.

Dostoyevski, Tolstoy, Turgenyev hattında, uzun uzun betimlenen anlardayım.

Güzel bir akşam. Şehadet ve Ali-Kübra çiftine teşekkür ederiz.

Öğleden sonra Kasımpaşa Askeri Cezaevi’nde tutuklu bulunan vicdani retçi Onur Erden’in durumuna dikkat çekmek için cezaevi önünde basın açıklaması düzenledik.

Paul Nizan’ın Fesat adlı romanını okuyorum.

Buraya, “Özgürlüğün Geleceği Yoktur” adlı kitaptan geldik.

O konuya geleceğim.

Güzel anılar geliyor gözümün önüne.

An’ı uzun uzadıya açan anılar…