ASKERLİKTE ADİL ÇÖZÜM

Türkiye’de pek çok konuda “hak” ile “rant” karşı karşıya gelir ve fakat genelde hak değil rant galip gelir. Bu kadim “kapışma”nın akıbetlerini görmek için ekonomiden anlamaya gerek yok, kafayı kaldırıp çevreye ve şehirlere şöyle bir bakmak yeterli.

Askerlik de bir “mesele” olarak hak temelli adil bir çözüme kavuşturulmuyor ne yazık ki. Bilhassa 40 yıldır kabak gibi ortada duran “eşitliğe ve adalete” aykırı sözde çözümlere (ranta tahvil edilen “bedelli” uygulamalarına ) 3-5 yılda bir gebe kalıyor müesses nizam. Nizamın bir intizama ihtiyaç duyduğu aşikar.

Bu meseleyi adil bir zeminde çözmek için önerimiz var. Kendi işimizi bir şekilde görüp “köprüyü geçme” mantığını bir kenara koyarak ötekinin haklarını gözetmeli, herkesi için adaleti tesis etmeye gayret etmeliyiz.

Bu amaçla masaya konulmasını ve çözümün parçası olmasını arzu ettiğimiz öneriyi sekiz arkadaş, ortaklaşa sunuyor ve savunuyoruz.

Sekiz kişiyken, sekiz bin kişi, sekiz milyon kişi olabiliriz. İdeal olanı kucaklayabilir, yarınlar için büyük bir hayrı vakfedebiliriz.

Adaleti tesis etmeye vesile olmanın izzetidir bizi heyecanlandıran. İlk imzacılardan biri olan benim açımdan bu çağrının mahiyeti ve gayesi budur.

Bekleriz.

http://askerlikteadilcozum.com

ASKERLİKTE ADİL ÇÖZÜM

“Türkiye’de askerlik, muhabbeti bol bir konu olmakla birlikte sıklıkla “mesele” olarak gündeme gelmektedir.

Milyonlarca insanın hayatını doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen bu süreç haklı olarak yoğun tartışmalara sebebiyet vermektedir.

Son kırk yılki tartışmaların odağında ise “bedelli askerlik” uygulaması yer almaktadır.

Maddi gücü olanların, belirlenen bir meblağı ödemek suretiyle askerlik yapmış sayılmaları demek olan bedelli askerlik 1987, 1992, 1999, 2011 ve 2014 yıllarında uygulanmıştır. 

İçinde bulunduğumuz 2018 yılında da çokça gündeme gelen bedelli askerlik uygulaması, askerlik meselesine yine adil bir çözüm sunmamaktadır.   

Bizler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak askerlik meselesine adil bir çözüm getirilmesi gerektiğine inanıyor ve gerçekçi olandan ideal olana, üç aşamalı bir öneri sunuyoruz:

YENİ BİR BEDELLİ ASKERLİK UYGULAMASI

Mevcut Bedelli Askerlik Uygulaması değiştirilerek daimi hale getirilmelidir. Askerlik hizmeti, ödeme gücü olanların sürekli yararlanabileceği, ödeme gücü olmayıp askere gidenlerin ise makul bir kazanç elde edebileceği yarı profesyonel bir hizmete dönüştürülmelidir. Askere gitmek istemeyen vatandaşın ödediği meblağ, askere gitmiş olan vatandaşa ödenmelidir. Böylelikle zenginden alınan fakire verilmiş olacaktır. Askerlikten muaf tutulmak isteyen, bunun bedelini askerlik yapmak zorunda kalana ödediğinde, zengin vatandaş ile fakir vatandaş arasındaki bariz eşitsizlik giderilmiş olacak ve böylece mevcut uygulamanın yarattığı derin adaletsizlik ortadan kaldırılacaktır.

ALTERNATİF KAMU HİZMETİ

Bir zorunluluk olmaktan çıkartılana kadar, askerlik yapmak istemeyenlere, askerlik süresini aşmayacak ve cezalandırmaya dönüşmeyecek şekilde alternatif bir kamu hizmetinde bulunma hakkı tanınmalıdır.

TAM PROFESYONEL ASKERLİK

Askerlik profesyonellik gerektiren bir meslektir. Kimse bu mesleğin mensubu olarak doğmadığı gibi bu mesleği yapmaya da zorlanmamalı. Zorunlu askerlik kaldırılmalıdır. Askerlik mesleğini icra edecek kişiler, belirlenecek hak ve yükümlülükler çerçevesince gönüllü ve ehil olanlar arasından sınavla alınmalıdır. 

Aşağıda isimleri bulunan bizler askerlik meselesine bir an evvel adil bir çözüm getirilmesi talebimizi kamuoyuna saygıyla arz ederiz.”

Mehmet Ali Başaran, Mahir Orak, Murat Kurtuldu, Ali Fikri Işık, Tuğbay Öz, Ramazan Tekeş, Yusuf Şanlı, Ümit Aktaş

https://www.change.org/p/herkes-için-askerlikte-adil-çözüm?utm_source=embedded_petition_view

Arıza değil Fâsıla

İslami Mücadele’nin Ankara ayağındaki Hür Beyan Hareketi 3 yıllık emeklerinin meyvesini verdi. Öğrenci işi olmanın azmi ve coşkusuyla, ancak ondan öte kalitede bir kitap huzurlarınızda: Fâsıla.

İslami Gençlik Tartışması alt adıyla okuyucuyu selamlayan bu derleme 26 gencin “saha” gözlemlerinden oluşuyor. Ortalama 2o’li yaşların ortalarında, aynı büyük dertle dertlenen gençlerin halı, beton, çim, toprak vb. değişik sahalarda devşirdiklerini okuyacaksınız.

“Ellerinizin arasında tuttuğunuz bu kitap, köklerini kadim zamanlarda bulan İslami Hareket ve Mücadele’ye mütevazı ve güncel bir katkı sunmak amacıyla hazırlandı” diyen Takdim’le açılıyor, denize. Ardından Atasoy Müftüoğlu Önsöz’ü söylüyor. Her zamanki gibi kısa, sade ve derin. Büyük bir tecrübeyi sıkıp suyunu çıkarmış, bir bardak, gençler için!

Bana ayrılan yazıda “Bağımsız İslami yapıların yazgısında yalnızlık ağır basıyor. Bu cümlede geçen bağımsızlık ve yalnızlık kelimeleri, toplumsal gerçekliğimize tekabül eden bir izaha muhtaçtır” demiş, izaha girişemeden çekip gitmiştim. Tevafuk, eksik bıraktığım yerden alan ve alan açan Şahin Gürçay, “Zamanın Ruhu” adlı yazısında uzunları yakmış! Teşekkür ediyorum, şimdi daha iyi anlıyorum.

Ammar Kılıç, Müslümanlar olarak farklı gruplarla birlikte nasıl iş kotarabileceğimizin fıkhına dair berrak yazısı ile yerinde ve zamanında bir katkı sunuyor.

Sema Erdoğan Başaran, bu sahaların netameli konusu “kadın erkek ilişkileri” üzerine yazdığı yazıda işi kolay kılacak “ölçü”lerimizi hatırlatıyor.

Ömer Carullah Sevim, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki tecrübelerini anlatıyor:

Tecrübemiz fazlasıyla bize has gibi gözükse de özellikle Müslümanların ana akımla kurdukları ilişki bağlamında düşünülünce hepimizin zihinlerinde bir karşılık buluyordur diye umuyorum.

İstanbul, Ankara, Sakarya derken Selman Demirci Trabzon’daki deneyimlerini aktarıyor ve özeleştiri yapıyor.

Mesela, Ankara Üniversitesi’nde kendini solcu veya sosyalist sanan “farklı düşüncelere ve içine kapanık” örgütlü hazımsızlar ile nasıl mücadele edilebileceğini görüyorsunuz. Bu insanlar, belki en çok ODTÜ’de, ancak her yerde karşınıza çıkabilir. Sözcü veya Cumhuriyet Gazetelerini elinde bir baston gibi tutan ve aniden celallenip kafanıza vuracak böylesi aksi ihtiyarlara tahammül, mücadeleye dahil. Allah Mervelere, Gülnurlara sabır versin.

Akife Alan’ın ODTÜ’lü Neval Erdem ile söyleşini muhakkak okuyun. Yine bu bağlamda, Ramazan Tekeş’in bir Müslüman ve Kürt olarak Ankara’da yaşadıkları bize çok şey söylüyor.

Fâsıla’da biraz fazla “tashih hatası” var, okuru rahatsız ediyor. Öte yandan, eksik kalan, dahası aksayan yazılar olduğu gibi epey istifade edilecek yazılar da var.

Arif Emre İsaoğlu’nun “Siyasi Dilin Dönüşümü” mesela, besin değeri yüksek, okuru sıkmadan “uzayıp giden”, alıp götüren bir metin. Soru işaretleri de mübarektir!

Kitabın ortaya çıkmasında büyük emeği bulunan Emre Berber’i, kalitesine yaraşır iki yazı ile “sarp yokuş”u tırmanırken görüyoruz. Allah razı olsun.

Mustafa Emin Büyükcoşkun fragman tadında, hızlı ve çarpıcı bir değerlendirme kaleme almış. Okurken kendinizi İslami düşüncenin gondolunda hissedebilirsiniz. İndiğinizde başınız dönebilir. Bu iyidir.

Emek Ve Adalet Platformu’ndan tanıdığımız Bedri Soylu, “İslamcılık Nasıl Bir Şey Olmalıdır Sorusuna Mütevazı Bir Cevap Arayışı” olarak kaleme aldığı yazı ile bize “çağrı” atıyor. Cevapsız çağrı değil. İnşallah!

Nebiye Arı Çelik, “eylemcinin el kitabı” tadında bir yazı ile yol yordam bilgisi veriyor. Bu el kitabının genişletilmiş ikinci baskısını bekliyoruz. Bu haliyle bir açığı kapatır.

Fatma İlhan, Bağımsız Müslüman Gençlik Hareketleri başlıklı yazısında yanıt arayışına da giriştiği asıl soruyu soruyor:

Özellikle son dört beş yılda sayıları artan ve önemli bir boşluğu doldurmaya namzet duran bu gençlik hareketleri, bundan bir yirmi yıl sonraya rengini verebilecek mi? Böyle bir amaç ve rüyaları var mı?

Fâsıla böyle bir amaç ve rüyanın kitabı, bana kalırsa.

Sonuç mu?

Çok daha fazla çalışmamız gerektiği aşikâr.

Hayatlarımıza Allah’ın rengini vermek bugünkü kadar hafife alınmış, çarpıtılmış bir Müslümanlık ile mümkün görünmüyor da ondan.

(*Fâsıla -İslami Gençlik Tartışması- Hür Beyan Hareketi, Ekim 2013, Ankara)