Askerlikte Adil Çözüm Mümkün Mü?

http://www.sivilsayfalar.org/2018/07/16/herkes-icin-askerlikte-adil-cozum-mumkun-mu/

“Herkes için askerlikte adil çözüm” sloganıyla yola çıkan aktivist, hukukçu ve yazarlardan oluşan bir grup insan konu hakkında çeşitli çözüm önerileri sunarak yetkililere çağrı yaptılar. 

Yazar Ümit Aktaş, Hukukçu Mehmet Ali Başaran ve vicdani red aktivizmi yürüten yazar Ali Fikri Işık bize kampanyayı anlattılar.

Bedelli tartışmaları devam ederken “Herkes için askerlikte adil çözüm” diyerek kampanyaya başladınız. Bu cümleyle neyi kast ettiğinizi açıklar mısınız?

A.F. Işık: Herkes için askerlikte adil bir çözümün ”Herkes ve adil” kavramlarına dayanmaktan başka da çaresi yok zaten; çünkü  zorunlu askerlik yasası herkesi ”zorunlu olarak kapsıyor ama herkesin adaletini ” aynı zorunlulukla” gözettiği söylenemez. Zorunluluk bildiğiniz gibi her şeyden önce özgür iradenin gasp edilme halidir ve özgür iradenin olmadığı yerde adalet olmaz ,dolayısıyla da hiç kimse adil olma ihtiyacı duymaz. Ama gelin görün ki bu zorunluluk zırhını da delmek gerekiyor. Bunun yapmanın en meşru yolu insanı görünür kılmaktır. Askerlikte zengin ve fakir ayrımını paranteze alarak,insanı daha görünür kılmayı başardığımız zaman onun için adaleti de kısmen sağlamış kılmış oluruz.

M.A. Başaran: İnsanların zorla asker yapılmasına karşıyız. Bazı insanlar bazı imkânlardan yararlanarak “zorla asker olmama hakkı”nı kullanabiliyor. Geçerli kabul edilen bir sağlık sorunu olanlar veya zenginler bu “hak”tan yararlanabiliyorlar. Ne var ki bu çözümler herkese teşmil edilemediği için adil değil. Biz meselenin geleneksel usulle, rant temelli olarak değil hak temelli olarak çözüme kavuşturulması için çağrı yapıyoruz.

Askerliğin “peygamber ocağı” sayılmasının da etkisiyle konunun kamuoyunda etraflıca tartışılamaması gibi bir endişem var. Siz önerilerinizin toplum değerleriyle örtüştüğünü düşünüyor musunuz?

Ü. Aktaş: Ordunun ve dolayısıyla da askerliğin “peygamber ocağı” kavramıyla ifadesi, doğrudan Peygamber (AS) ile alakası olmayan, tarih içerisinde türetilmiş bir kavramdır. Her ne kadar bunun kültürümüze yerleştiği bir gerçekse de, Peygamber (AS) son tahlilde askerî bir kişilik değildir ve sorunları mümkün olduğu her zaman barışçı yollarla çözümlemiştir. Ayrıca profesyonel ve zorunlu askerlik kavramlarının tarihi de neredeyse yüz yıllık geçmişi bulunmaktadır. Bu kavramın, yani “peygamber ocağı” atfının konunun tartışılmasını engellemesi ise asla söz konusu olamaz. Olsaydı şayet bu kadar yüksek sayıda kişi, “kutsal” askerlik görevini yapmak yerine onca parayı ödeyerek askerlikten muaf sayılmak için yıllarca kaçağa düşerek beklemezdi. Konunun tartışılmasını engelleyen asıl etken, halkın devlet korkusu veya fetişizmi ile ilgilidir. Ama bu da, yukarıda belirttiğim gibi iki yüzlü bir duygudur ve gerçek bir devlete saygı duygusundan kaynaklanmaz. Kısacası konunun özünde bir dinî bir kutsama ya da vatan sevgisi falan bulunmamaktadır. Mevzu her konuda olduğu gibi bu konuda da Türkiye Cumhuriyetinin çağdaş ve demokratik teamüllere aldırışsızlığı ve bu meseleyi gizli bir vergilendirme kurumuna dönüştürme riyakarlığına dayanmaktadır. Tabi ve yine her konuda olduğu gibi, itaatkâr tebaamız da, kutsal devlet hazretlerinin yaptığı gibi, buna tepkisini aynı riyakârlıkla göstermekte, ne gidip askerliğini yapmakta ve ne de bu konuda “sivil itaatsizlik” gibi gâvur işi yollara başvurmakta, kuzu kuzu gidip devletin kestiği haracı ödemektedir.

Bu meselede en doğru yol, zorunlu askerliğin kaldırılması veya en azından askerlik yapmayacaklar için kamu hizmeti alternatifi getirilmesidir. İşte o zaman gerçekten bu meselenin ne kadar kutsandığı da ortaya çıkacaktır. Bu kadar diretilmesinin altında yatan sebep, belki bu yalın gerçekliğin ortaya çıkmasının önlenmesine dayalıdır.Meselenin üzücü yönlerinden birisi ise,  zorunlu askerlikte hâlâ direnen ülkelerden çoğunun “Müslüman” ülkeler olması. Buradan yola çıkılarak biçimsel bir yargıya varılması ise yanlış olur. (Müslümanlar askerlik sever ya da Müslüman ülkelerde askeri yönetimler egemen gibi.) Bence bu, Müslüman ülkelerin içerisinde olduğu açmazı ele vermekte. Çünkü sorunlarını çözme konusunda bariz bir yeteneksizlik içerisindeler ve bu nedenle de çoğu kez -her ne kadar bu sorunlarını çözme konusunda pek işe yaramasa da- askeri yollara başvurmaktalar. Beri yandan çoğunun yönetimi baskıcı ve antidemokratik olduğundan, kendilerini ancak asker korumalarla ve harcamalarla ayakta tutmaktalar ve doğal olarak  bunun bedelini de halklarına ödetmekteler. Tıpkı ülkemizde de olduğu gibi.

A.F. Işık: Bizim önerimiz insani değerler ile örtüşüyor.Önemli olan da bu. Hiç şüphe yok ki yaygın ve kabul görmüş değerler karşısında şimdilik sanki dezavantajlı durumdayız gibi bir görüntü var. Ama bu bir büyük yanılgıdan başka bir şey değil.çünkü milyonların askerliğe gitmediği, askerlik süresini ( bedelli yapmak) suretiyle siyasi konjonktürü markaja aldığı bir ülke de aslında o değerler öyle sanıldığı gibi sağlam inançlar üstüne bina edilmemiştir. Dolayısıyla reel gerçek bizi doğruluyor. Resmi algının yarattığı resim doğruyu yansıtmıyor. Eğer öyle değilse, o zaman Bedelli askerlik talebinin kendisini izah etmek zorundadırlar. Eğer devlet neredeyse periyodik sürelerde bedelli askerlik uygulamasına baş vurmak mecburiyetinde kalıyorsa, bu algı resmi düzeyde de bir tutarlılığa sahip değildir demektir.

M.A. Başaran: Endişenizde haklısınız. İslam dini ile sağlıklı bir ilişki kurulması olanağı bulunduğunda, kimi “dini” kurum ve kuruluşlar İslam’ın yakasından düştüğünde, İslam’ın sabiteleri uydurulmuş tabuların yerini alacaktır. O vakit, endişelenmenize gerek kalmayacak. Su akacak ve yolunu bulacak.

Sivil Sayfalar’da geçen günlerde Bedelli Askerlik Platformu’yla bir röportaj* yapıldı. Platform başkanı bedelli askerliğin devlet için zahmetsiz bir kazanç yöntemi olduğunu ifade ediyor. Bu görüş zaten dile getiriliyordu. Sizin bedelli önerinizse zenginle fakir arasında bir adalet tesis etmeyi hedefliyor. Ne kadar gerçekçi buluyorsunuz bu öneriyi?

A.F. Işık: Elbette gerçekçi bulmuyoruz ama defacto bir durumu nasıl iyileştirebiliriz sorusunun da kaçınılmaz yanıtı olarak ortaya çıkıyor bu önerme. Madem askerlik zorunlu ve madem bazı durumlarda bedelli adı altında bazı iyileştirmeler yapılıyor, o halde bedellinin uygulamasında da bazı iyileştirmeler yapmak mümkün. Bu mümkün, makul ve sürdürülebillir bir önerme ve çözümdür.

M.A. Başaran: Üç aşamalı önerimizin ilki bu. İkinci ve üçüncü aşamaya hemencecik “olmaz” diyeceklere, “buyrun” diyorum, “Bedelli askerlikte ısrar ediyorsanız ve adalet diye de derdiniz varsa, alın size öneri!” Herkesin durduğu yer ve gerekçesi farklı. Ben önerinin üçüncü aşamasında duran biri olarak ilk aşamadaki bedelli önerimizi “oyunbozan” olarak görüyorum.

Önerilerinizden biri olan “alternatif kamu desteği” çok ilgi çekici. Vicdani redde de alan açtığını düşünüyorum. Bu önerinin gerekçe ve faydalarını biraz daha anlatır mısınız?

A.F. Işık: Alternatif Kamu hizmeti, adil çözümün ikinci ve en etkili aşamasıdır. Vicdani ret yasası çıkıncaya kadar devlet birikmiş askerlik problemlerini Alternatif kamu hizmetleri yoluyla çözmek zorundadır.

Şu an yürürlükte olan anayasaya göre de Vicdani ret bir insan hakkıdır. Anayasanın 90. maddesi uluslararası sözleşmeleri iç hukuktan daha üstün ve geçerli tutar. Türkiye’de vicdani ret yasasının olmayışı bu talebi bir hak olmaktan çıkarmaz. Türkiye’nin altında imzası olan iki büyük sözleşme vicdani ret talebine hukuku dayanak oluşturur. Birleşmiş Milletler medeni haklar sözleşmesi ve Avrupa insan hakları sözleşmesi, ”Din ve vicdan özgürlüğü bağlamında vicdani ret’i insan hakkı olarak tanımlar.

M.A. Başaran: Bir kısım medya kasıtlı olarak vicdani reddi adeta vatana millete devlete düşmanlık olarak lanse ettiği için bu kavramı duyanların çoğu önyargılı hale geldi ne yazık ki. Bu bir ara formüldür. Dini, siyasi, ideolojik ve sair sebeple askerlik yapmak istemeyen kişi, eşdeğerde sivil bir kamu hizmeti ile topluma faydalı, hatta çok daha faydalı olabilir.

Malum olduğu üzere zorunlu askerlik bir angaryadır ve devasa boyutlarda bir israfa dönüşmüş durumdadır. İsraf da dinimizin hiç ama hiç hoş görmediği bir durumdur ayrıca. İslam adına konuşan meşhur hocalarımızdan hiçbirini bu konuda bir çift laf ederken göremiyoruz. Yoksa haramlara karşı mücadele bir yere kadar mı?

Son olarak, “vicdani red”, “zorunlu askerlik”, ”profesyonel askerlik” gibi konuların toplumda doğru bir şekilde tartışılabilmesi için sivil toplum bir rol üstlenmeli mi? Diğer bir deyişle bu tartışmayı kimler açmalı, kimler dahil olmalı bu tartışmaya?

A.F. Işık: Türkiye’nin bütün sorunları sivil alanda tartışılmalı. Sorunların özü ve karakteri ne olursa olsun o sorunu önce sivil toplum tartışmalı, bir karara bağlamalı ve uygulama için görevlendirdiği resmi odaklara sorun teslim edilmelidir. Sivillerin tartışıp çözmediği hiçbir sorun gerçek çözümlerine kavuşamaz.

M.A. Başaran: Bu konularda sağlıklı bir tartışma, konuşma ve düşünme ortamı oluşturulmaması konusunda son derece bilinçli bir politika olduğu anlaşılıyor. Düşünmeye, tartışmaya, aklıselime, hakka ve hukuka davet etmeye başladığınızda, linç kültürünün sopaları haline getirilen aygıtlar –başta medya, yargı ve troll çeteleri- derhal harekete geçiyor.

Bu tartışmayı Recep Tayyip Erdoğan açmalı ki ardından bir sürü köşe yazarı, “dini” lider ve ekran görseli bir anda aydınlanma yaşasın ve hiç vakit kaybetmeden tartışma köpürsün. Derken STK’lar –Sivil Toplum Kuruluşları- da kamu spotu görevini ifa etsin. Başka türlü olacak gibi değil! Vaziyet içler acısı ne yazık ki.

ASKERLİKTE ADİL ÇÖZÜM

Türkiye’de pek çok konuda “hak” ile “rant” karşı karşıya gelir ve fakat genelde hak değil rant galip gelir. Bu kadim “kapışma”nın akıbetlerini görmek için ekonomiden anlamaya gerek yok, kafayı kaldırıp çevreye ve şehirlere şöyle bir bakmak yeterli.

Askerlik de bir “mesele” olarak hak temelli adil bir çözüme kavuşturulmuyor ne yazık ki. Bilhassa 40 yıldır kabak gibi ortada duran “eşitliğe ve adalete” aykırı sözde çözümlere (ranta tahvil edilen “bedelli” uygulamalarına ) 3-5 yılda bir gebe kalıyor müesses nizam. Nizamın bir intizama ihtiyaç duyduğu aşikar.

Bu meseleyi adil bir zeminde çözmek için önerimiz var. Kendi işimizi bir şekilde görüp “köprüyü geçme” mantığını bir kenara koyarak ötekinin haklarını gözetmeli, herkesi için adaleti tesis etmeye gayret etmeliyiz.

Bu amaçla masaya konulmasını ve çözümün parçası olmasını arzu ettiğimiz öneriyi sekiz arkadaş, ortaklaşa sunuyor ve savunuyoruz.

Sekiz kişiyken, sekiz bin kişi, sekiz milyon kişi olabiliriz. İdeal olanı kucaklayabilir, yarınlar için büyük bir hayrı vakfedebiliriz.

Adaleti tesis etmeye vesile olmanın izzetidir bizi heyecanlandıran. İlk imzacılardan biri olan benim açımdan bu çağrının mahiyeti ve gayesi budur.

Bekleriz.

http://askerlikteadilcozum.com

ASKERLİKTE ADİL ÇÖZÜM

“Türkiye’de askerlik, muhabbeti bol bir konu olmakla birlikte sıklıkla “mesele” olarak gündeme gelmektedir.

Milyonlarca insanın hayatını doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen bu süreç haklı olarak yoğun tartışmalara sebebiyet vermektedir.

Son kırk yılki tartışmaların odağında ise “bedelli askerlik” uygulaması yer almaktadır.

Maddi gücü olanların, belirlenen bir meblağı ödemek suretiyle askerlik yapmış sayılmaları demek olan bedelli askerlik 1987, 1992, 1999, 2011 ve 2014 yıllarında uygulanmıştır. 

İçinde bulunduğumuz 2018 yılında da çokça gündeme gelen bedelli askerlik uygulaması, askerlik meselesine yine adil bir çözüm sunmamaktadır.   

Bizler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak askerlik meselesine adil bir çözüm getirilmesi gerektiğine inanıyor ve gerçekçi olandan ideal olana, üç aşamalı bir öneri sunuyoruz:

YENİ BİR BEDELLİ ASKERLİK UYGULAMASI

Mevcut Bedelli Askerlik Uygulaması değiştirilerek daimi hale getirilmelidir. Askerlik hizmeti, ödeme gücü olanların sürekli yararlanabileceği, ödeme gücü olmayıp askere gidenlerin ise makul bir kazanç elde edebileceği yarı profesyonel bir hizmete dönüştürülmelidir. Askere gitmek istemeyen vatandaşın ödediği meblağ, askere gitmiş olan vatandaşa ödenmelidir. Böylelikle zenginden alınan fakire verilmiş olacaktır. Askerlikten muaf tutulmak isteyen, bunun bedelini askerlik yapmak zorunda kalana ödediğinde, zengin vatandaş ile fakir vatandaş arasındaki bariz eşitsizlik giderilmiş olacak ve böylece mevcut uygulamanın yarattığı derin adaletsizlik ortadan kaldırılacaktır.

ALTERNATİF KAMU HİZMETİ

Bir zorunluluk olmaktan çıkartılana kadar, askerlik yapmak istemeyenlere, askerlik süresini aşmayacak ve cezalandırmaya dönüşmeyecek şekilde alternatif bir kamu hizmetinde bulunma hakkı tanınmalıdır.

TAM PROFESYONEL ASKERLİK

Askerlik profesyonellik gerektiren bir meslektir. Kimse bu mesleğin mensubu olarak doğmadığı gibi bu mesleği yapmaya da zorlanmamalı. Zorunlu askerlik kaldırılmalıdır. Askerlik mesleğini icra edecek kişiler, belirlenecek hak ve yükümlülükler çerçevesince gönüllü ve ehil olanlar arasından sınavla alınmalıdır. 

Aşağıda isimleri bulunan bizler askerlik meselesine bir an evvel adil bir çözüm getirilmesi talebimizi kamuoyuna saygıyla arz ederiz.”

Mehmet Ali Başaran, Mahir Orak, Murat Kurtuldu, Ali Fikri Işık, Tuğbay Öz, Ramazan Tekeş, Yusuf Şanlı, Ümit Aktaş

https://www.change.org/p/herkes-için-askerlikte-adil-çözüm?utm_source=embedded_petition_view

Ramazan Günlüğü 09

Gerçek bir İftar sofrası, hayırlı bir buluşma noktasıdır.

Türkistan Uygur Lokantası’ndayız.

Gelenin gidenin Uygur olduğu bir mekânda bu defa bizler yabancıyız. Konuşulan dile, yenilen yemeklere…

Dokuz Türkiyeli ile beş Sierra Leoneli bir sofradayız. Güzel bir fotoğraf.

-Kısa bir ansiklopedik bilgiden sonra yayınımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz…-

(Sierra Leone Batı Afrika‘da bir ülkedir. Ülkeye Portekizliler bölgede bol miktarda aslan bulunmasından dolayı aslanlı dağlar, aslanlı sıradağlar anlamına gelen bu ismi vermişlerdir. Kuzeydoğusunda Gine; güneydoğusunda Liberya ve güneybatısında Atlas Okyanusu bulunur. (okyanus kenarında yüzmek çok tehlikelidir, köpek balıkları, balinalar vardır, bu hızlı hayvanlar bir anda insanı donundan yakalarlar, böyle yapan bir balina iki dakikada elini kana bulayabilir ve katil balina unvanına kavuşabilir, o saatten sonra insanlar da ölü unvanına kavuşurlar, yaşayanlar böylesi bir ölümü tavsiye etmiyorlar – m.a.b.) Nüfusu 6.5 milyondur. Tropikal iklime sahiptir. Komşusu Liberya gibi özgür bırakılmış Afrikalı köleler tarafından kuruldu (1791‘de Freetown’u kurdular. -Burası ünlü seyyah Kadir Bal’ın doğduğu ve imam hatip lisesine gidene kadar yaşadığı yerdir. Şehrin merkezinde, kamera ile kayıt yapmakta olan bir Kadir Bal heykeli bulunur. Heykelin altında alüminyum folyo üzerine şu veciz alıntı söz yazmaktadır: ‘Türk İslamcısı sol öykünmeci modernist sapma ve cemaatsal kopmalardan arınmadıkça ergenliğe bağlı siyasal ifsada sürüm sürüm sürüklenmeye şüphesiz mahkûmdur!” –m.a.b) İngiliz himayesinden sonra 1961‘de bağımsız hale geldi. Ancak ülke 1990’lardan 2002‘ye kadar yıkıcı bir iç savaş yaşamıştır. Elmas madenleri bakımından oldukça zengindir, buna rağmen batılı sömürgecilerin kışkırttığı ve göz yumduğu iç savaş sonucunda bir hayli fakirleşmiştir. İç savaş sırasında çocuklar isyancılar tarafından zorla asker yapılmıştır, asker olmayı kabul etmeyen binlerce çocuk ve gencin elleri, ayakları kesilmiştir. Ülkede binlerce elsiz ve ayaksız sakat insan vardır.)

Sofrada bütün gözler ve sözler, garipliği kat kat giymiş bu siyah derili kardeşlerimiz üzerinde.

Yuvarlanıp giden ikinci el bir İngilizce, ne dendiğini tahmine imkân bulunmayan, tövbe estağfurullah, bir Afrikaca konuşuyorlar.

Ülkeleri tropikal iklime sahip olsa da vatanlarından ayrı gayrı bu çocuklar dört mevsim hüznü yaşıyorlar.

Bu çocuklar bir suskuya dalıp gitsin, biraz halden anlayan biri bu çocuklara bakıyor olsun, 10 dakika… 10 dakikadan sonra hüzünlenir bakan, gözleri dolar hatta.

Ülkelerinde yaşanan, yürekleri dağlayan iç savaştan konu açılıyor, sohbet sırasında.

Dertlerine ortak mı oluyoruz, yoksa bilmeden densizlik mi ediyoruz?

Bir anda yüzlerindeki acı, keder derinleşiyor. Yutkunuyorlar, geriliyorlar, gözlerini öne eğiyorlar, seslerinin rengi ve tonu değişiyor..

14-15 yaşlarındalarmış, biri babasını kaybetmiş, birinin kardeşinin elleri isyancılar tarafından kesilmiş.

Sınır tanımayan bir şiddet, inanılmaz bir vahşet!

Kahrolmamak mümkün mü? Kurban olan da kurban eden de aynı toprakların çocukları, siyahlar, aslen mazlumlar, üstelik Müslümanlar!

İsyancılar ele geçirdikleri hamile bir kadın karşısında iddiaya giriyorlar:

–      Sence çocuk kız mıdır erkek mi?

(+18!)

Aşağılık yaratıklar, bunu öğrenmenin yolu olarak oracıkta kadının karnını yarıyorlar!

-Kısa bir reklamdan sonra yayınımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz…-

(Bundan 24 yazı önde “Afrikalı Çocuklar”ın bende yol açtıkları duygu ve düşünceleri adımlamıştım elimdeki kelimelerle. Dönüp bir daha yürüdüm o sokaklarda, evet, bu çocuklar onlar!)

İftar sonrası Aksaray’da çay içiyoruz. –yemekten sonra çay içmek sünnettir!-

Çay bahçesinde çalışan Filistinli genç servis yaparken yanımıza Suriyeli bir anne ve küçük kızı yaklaşıyor, kadın el uzatıyor, yardım istiyor. Kimden mi? Bir Afrikalı’dan. –olay Türkiye’de geçiyor-

Soru şu:

Hepsi Müslüman bu insanları buraya getiren sebepler neler?

Öğleyin Ümit Aktaş’la sohbet etme imkânı bulduk. Militarizm, savaş karşıtlığı, vicdani ret konuları hakkında fikirlerini almak istiyorduk.

Ümit Aktaş klas adam. O kendinden emin, sakin, vicdanlı duruşunu seviyorum. Müslümanların birbirine karşı merhametli, küfre karşı sert ve boyun eğmez halini hatırlatıyor duruşu.

-kısa bir aradan sonra yayınımıza kaldığımız günden devam edeceğiz, Allah izin verirse…-