‘Askerlik çağındaki her erkek 15 bin TL ediyor’

“Şubat 2013’te vicdani reddini ilan eden Avukat Mehmet Ali Başaran, İslami gerekçelerle zorunlu askerliği reddeden isimlerden. Müslüman vicdani retçi Başaran 7 Eylül’de Savcılık soruşturması sebebiyle ifade verdiğini duyurmuştu. Başaran, arkadaşlarıyla birlikte bedelli askerlik tartışmaları yaşanırken “Askerlikte Adil Çözüm” isimli bir kampanya başlatmış fakat bedelli askerlik kararı ile birlikte kampanya duyurulamamıştı.

Başaran ile vicdani retçilerin talepleri ve hakkında açılan soruşturmayı konuştuk.”

https://www.artigercek.com/haberler/askerlik-cagindaki-her-erkek-15-bin-tl-ediyor

– “Askerlikte Adil Çözüm” başlığıyla bir kampanya çalışması başlatmıştınız ki kısa bir süre sonra bedelli askerlik uygulaması devreye girdi. Sizin hükümete önerileriniz neydi askerlik konusunda?

Biz, altında sekiz arkadaşın imzası bulunan bir çağrı yayınladık. Askerlik meselesinin rant değil hak temelli olarak adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturulması adına teklifimizi sunduk.

Askerlik, zorunluluk olarak dayatılmasın, dedik. Zorunlu askerliği kaldırmak için erkendir denecekse, bir zorunluluk olmaktan çıkartılana kadar, askerlik yapmak istemeyenlere, askerlik süresini aşmayacak ve cezalandırmaya dönüşmeyecek şekilde alternatif bir kamu hizmetinde bulunma hakkı tanınsın, dedik.

Şayet bu da olmayacaksa, bedelli askerlik uygulaması ile yama yapmaya devam edilecekse, askere gitmek istemeyen vatandaşın ödediği meblağ, askere gitmek zorunda kalan vatandaşa ödensin, dedik.

– Şuanda vicdani retçiler neler yaşıyor? Önceden vicdani retçiler hapse atılıp, işkence görüyordu ve bu sistematik bir şekilde ilerliyordu. Zamanla bu durum değişti ama neye evrildi sence tam olarak?

Devlet vicdani retçilere eskiye nazaran daha nazik davranıyor. Ne var ki bu insanlara hayatı zindan etme refleksi göstermeye devam ediyor. Mesela haksız yere binlerce lira idari para cezası kesiliyor. Çalışma ve seyahat özgürlükleri keyfi olarak kısıtlanıyor. Her an gözaltına alınma veya tutuklanma riskleri de cabası. Son OHAL dönemi mağdurları, KHK ile işten atılanlar vicdani retçilerin yaşadıklarını gayet iyi anlayabilirler.

– Vicdani ret hareketi artık eskisi kadar güçlü değil, yeni vicdani ret ilanları ya da askerlik tartışmaları yapılmıyor. Vicdani retçiler neden bu kadar sessiz?

Sessizler çünkü kendilerini yeteri kadar iyi ifade edemiyorlar. Bazı vicdani retçiler marjinal takılmanın hazzını yaşamayı bir hak mücadelesi vermeye yeğliyor görünüyor. Sessizler çünkü seslerine ses katanlar çok azlar ve zayıf düştüler. Sessizler çünkü bu ülkede farklı seslere, farklı renklere tahammül azaldıkça azaldı. Sessizler çünkü özgür bir ifade ortamı kalmadı gibi. Ciddi bir baskı var ve bu ülkenin aydınları ya dağılıp gittiler ya da yer altına çekildiler. Cezaevi kampüslerinde değilseler, başka nerde olabilirler?

– Geçen günlerde savcılık tarafından ifadeye çağrıldığınızı yazmıştınız. Nasıl bir durumla karşı karşıyasınız?

Hakkımda bir dava açmaya hazırlanıyorlar, askerlik yapmadığım gerekçesiyle. Ben de haklılığımı her ortamda açıklamaya hazırım. Vicdani ret beyanımda özetlemiştim. Kendimizi ve birbirimizi kandırmaya son vermeliyiz. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığı hüküm sürdükçe daha haklı, daha ahlaklı, daha özgür bir toplum inşa edemeyeceğiz.

Şahsen bir suç işlemediğimden adım gibi emin olduğumdan, gerisinin bir önemi yok. Haklı davamızı kazanırsak, bu ülkenin gençleri ve geleceği için kazanılmış bir hak olacak. Buna yürekten inanıyorum. Ucuz, pespaye numaralarla “ihanet” olarak lanse ettikleri bu duruşun yani hakta direnmenin inananlar için ibadet olduğunu hatırlatmak isterim. Ve ibadetler birlikte yani cemaatle gerçekleştirildiklerinde çok daha kıymetlidir!

– Mesleğiniz avukatlık ve hakkınızda başlatılmış bir soruşturma var. Böyle bir dönemde vicdani retçi bir avukat olarak hukukun haklarınızı koruyacağını düşünüyor musunuz?

Düşünmek istiyorum ama düşünemiyorum, aklım fena halde karışık! Türkiye’de hukuka güvenmek için deli olmak gerek. Yargı bu ülkenin en çürük tahtalarından biri ne yazık ki… Alparslan Kuytul’a, Selçuk Kozağaçlı’ya bakın, onlar gibi sayısız insan var, uzun süredir zindanlarda. Böyle bir ülkede hukuktan bahsetmek mümkün mü? Bahsediyoruz ama daha çok farz ediyoruz!

Farz edelim ki yargılanıyoruz ve bir tiyatro salonunda değil mahkeme salonundayız, üstelik karşımızda hâkim var, üstüne üstlük talimata değil yasaya ve vicdanına göre bağımsız karar verebiliyor… İşte o vakit bu haksızlıktan “tahliye” olacağız, dahası zulümden “beraat” edeceğiz!

Düşünüyorum: ne yapabiliriz? Mücadele etmek, hukuku gözetmek ve umut etmekten başka tevekkül edebiliriz. Bu zulümler de, zulmedenler de gelip geçer, geriye şahitlikler ve güzel hikâyeler kalır, öyle inanıyorum.  Sonuçta üç günlük dünya…

– Hükümet hiçbir zaman vicdani reddi gündemine almıyor, üzerinde tartışmıyor. Sizce nasıl bir durum bu görmezden gelmeyi değiştirebilir ya da değişim ihtimali görüyor musunuz?

Ak Parti’nin bunu gündeme alma potansiyeli vardı, buna inanmıştım. Hükümetin, yani bugünlerde AKP ve MHP’nin bunu gündeme alması için bir sebep yok ortada. Zorunlu askerlik zulmü devam ettiği sürece askerlik çağına gelmiş her erkek en az 15.000 TL para ediyor! Devletin haksız yere aldığı bu türedi “vergiyi” ödemek için yarım milyondan fazla insanın kuyruğa girdiği bir zaman ve mekânda saha ve seyirci avantajından bahsedemeyiz herhalde. Değil mi ki hayat bir deplasmandır?

Bazı sorular sorulabilirse, değişim hızlanabilir diye umuyorum. Mesela, zorla güzellik olmaz, malum, peki zorla askerlik olur mu? Zorla şehitlik olur mu? İnsanların inanmadıkları kurumlarda çalışmaya zorlanması doğru mu? Bugün istismar edilen “şehitlik” ile Kur’an’daki “şehitlik” aynı şey mi? “Ordu Peygamber ocağıdır” diye batıl bir inanç var. Sormalı: Kur’an’da 25 peygamberin adı geçiyor, bu adaletsiz düzeni koruyan ordu hangisinin ocağı?

http://www.emekveadalet.org/alinti/askerlik-cagindaki-her-erkek-15-bin-tl-ediyor/

Zorunlu Askerlik Kaldırılmalıdır.

Askerlik yapmadığım gerekçesiyle yürütülen bir soruşturma dolayısıyla savcılığa ifade verdim. 

Savcılık dosyasına bakılacak olursa 7 yıl olmuş. Bu işin sonu nereye varacak, Allah bilir, lakin ben hakta direnmeye devam edeceğim ve Antigone’un dediği gibi, sadece gücüm tükendiğinde pes edeceğim. 

*Meramımı iyice anlatabilmek adına ifadeyi uzun tuttum.

 

Askere Gitmeyin Davası

400 kişinin cümle göndererek yazdığı ‘Askere Gitmeyin Çünkü…’ isimli kitap yüzünden tek başına ‘halkı askerlikten soğutmak’ suçlamasıyla yargılanan Vicdani Retçi Avukat Mehmet Ali Başaran, Vicdani Ret metnini güncelliyor: “Her savaş, iç savaştır”

http://www.birgun.net/haber-detay/istanbul-da-askere-gitmeyin-cunku-diye-kitap-cikarmak-91270.html

SEÇİL TÜRKKAN – secilturkkan@gmail.com

‘Askere Gitmeyin Çünkü…’ adlı kitabın macerası 13 Mayıs 2013’te İstanbul Adliyesi’nin önünde bir basın açıklaması/eylem ile başladı, “Ankara Adliyesi’nin önünde noktayı koyacağa benziyoruz 14 Ocak 2016’da” diye anlatıyor Avukat ve Vicdani Retçi Mehmet Ali Başaran.

‘KAYNIYOR ARADA, NE GAM!’

Baştan anlatalım. Öncelikle bir ‘sivil itaatsizlik eylemi’ olarak planan meselede yaklaşık 400 kişi kendine has şekillerde ‘Askere Gitmeyin Çünkü…’ cümlesini tamamladı. Cümleler büyüdü, önce bir web sitesi ardından da kitaba dönüştü. Mehmet Atak, Murat Kurtuldu, Gülsüm Ekinci ve Mehmet Ali Başaran’ın hazırladığı kitap basıldı ve dağıtılmaya başlandı. Derdi ‘sivil itaatsizlik çağrısı’ olan bu modern eylemi farkeden savcı durur mu hiç? Yapıştırdı soruşturmayı: TCK 318. Halkı askerlik hizmetinden soğutacak etkinlikte, teşvik veya telkinde bulunmayı veya propaganda yapmayı cezalandırmak. Dava tek kişiye açıldı o da konuştuğumuz Mehmet Ali Başaran’a. Salı günü (29 Eylül) görülen ilk duruşmadan sonra ise 14 Ocak 2016’ya ertelendi. “Örnek bir sivil itaatsizlik eylemi oldu bana kalırsa. Bilhassa duyulmadığı, duyurulmadığı için arada kaynıyor ya, ne gam! Biz bir sorumluluğu üstlendik ve taşıdık hep birlikte, 400 kişi.” diyor ‘davalı’.

HUKUKA GİRİŞ 101

400 kişinin yazdığı bir kitapta, dava neden bir kişinin başına patlar? Açıklıyor Avukat-Vicdani Retçi;“Yasa maddesi mantığa, anayasaya ve hukuka aykırı olduğu için hepimizi yargılayamıyorlar. Yukarı tükürseler bıyık, aşağı tükürseler sakal. Düşünsenize, o iddianameyi hazırlayan savcı da, o iddianameyi kabul eden hâkim de, o iddia ile yargılanan ben de hukuk fakültesi mezunuyuz, aynı ‘hukuka giriş’ dersini almışız. Bu tür ‘şaka’lar Türkiye gibi ülkelere mahsustur.”

“PEYGAMBER OCAĞI’NDA IRKÇILIK YOKTUR”

Başaran, Vicdani Reddini 28 Şubat 2013’te ilan etti. Açıklarken “Milliyetçiliğin veya ulusalcılığın veya ırkçılığın vücut bulduğu bir yeri peygamber ocağı olarak nitelendirmek gaflet değilse aldatmacadır.”ifadelerini kullandı. “Peygamber Ocağı’nda milliyetçilik, ulusalcılık yok mudur? Ya da Peygamber Ocağı nedir?” diye soruyorum, “Peygamber Ocağı kavmin, devletin, ırkın, ulusun için değil; Yeryüzünü esenlik yurdu olarak, insan kardeşliği içinde yaşamak için hak ve adalet gözeterek savunma merkezidir.” diye yanıtlıyor.

‘VİCDANİ RET BENİM İÇİN İBADET’

Başaran’ın Ret sürecini bu cümlelerden okuyabiliyoruz ama illa ki sorduk. Bu kararın mihenk taşı neresi? 2006 yılına gittik sonra. Kur’an ile tanıştığı ve kendi tabiriyle ‘kendisine çeki düzen verdiği’ zamanlara. Bir küçük kapitalizm eleştirisi ve zorlarsak eğer dindeki kadın-erkek eşitliğini de deşmiş diyebiliriz: Müslümanların, değiştirmemiz gerektiğine inandığımız bu modern ve kapitalist sisteme gitgide uyum sağlayıp, konforme olduklarını müşahade ettikçe rahatsızlığım arttı. Bir noktadan sonra kendine ‘devrimci’, ‘İslamcı’ Müslüman diyen abilerin, ablaların dahi kucaklaştığı bu zalim devletle arama ‘mübarek bir mesafe’ koyma kararı aldım. Vicdani ret, benim için bu anlamda ibadet yerine geçen bir eylemdir. Şu soruyu da kendime sordum: Bu ülkede Müslüman kadınlar başörtüleri için bedel ödedi, direndi de Müslüman erkekler, kendi önlerinde duran askerlik meselesinde neden inançlarına uygun bir direnişi sergilemiyorlar? Bedelli askerlik gibi açık bir ayrımcılığı, adaletsizliği dahi hoş görüyorlar?

DÜNYAYA ALIŞMA!

Bütün sorgulama süreci Vicdani Ret ilan etmeyi, Trabzon’da doğup 18 sene orada yaşayan ve yine kendi tabiriyle ‘Vatanına, milletine, devletine bağlı tam bir makbul vatandaş olarak yetişen’ Başaran’ı bu dünyaya alışmaya kendince direnen biri haline getirmiş.

‘HER SAVAŞ İÇ SAVAŞTIR’

“İçinde bulunduğumuz günleri de düşünerek Vicdani Ret açıklamanı güncellesen ne eklerdin, ya da güncelleme yapar mıydın?” soruma cevaben savaş tanımına dair ek yapardım diyor özetle. Şöyle; Her savaş iç savaştır diye bir söz var. Öyledir, insanın içinde patlar acı, öfke, kan ve gözyaşları. Savaşın kirli olduğunun altını daha çok çizerdim herhalde.
İstanbul’da ‘Askere Gitmeyin Çünkü…’ diye kitap çıkarmak Başaran’a göre
‘davayı her halükarda biz kazandık, TCK 318 kaybetti’ diyebilmeyi, bir de özeleştiri yapabilmeyi gerektiriyor: Lakin militarist dayatmayı, askeri zorbalığı sindirecek bir dayanışmayı örebilmiş değiliz henüz… 

önceki beyanlarımı tekrar ederim

“Halkı Askerlikten Soğutmak” diye kabul edilemez bir “suçu” işlediğim için ifade vermem isteniyor.

Mesleklerden bir meslek hakkında duygu ve düşüncelerimizi belirtiyoruz, daha güzel bir dünya özlemi ile, barış ve kardeşlik için temenni sayılması gereken sözlerimiz için soruşturma başlatılıyor.

Çağ dışı kanunların yasa diye neden dayatıldığını, ifade özgürlüğü’nün nereye kaybolduğunu sorgulamıyorlar.

Buna suç deniyorsa, suçumu kabul ediyorum. Vicdani ret beyanımdan bu yana defalarca kez ifade verdim. Önceki beyanlarımı tekrar ederim!

http://www.birgun.net/news/view/askeregitmeyincom-sitesine-sogutma-sorusturmasi/15868

“Genelkurmay Başkanlığı’nın şikâyeti üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, http://www.askeregitmeyin.com sitesi hakkında, “halkı askerlikten soğutmak” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Site yetkilisi vicdani retçi Av. Mehmet Ali Başaran’ın önümüzdeki günlerde ifade vermesi bekleniyor.

Vicdani retçilerin çağrısıyla Türk Ceza Kanunu’ndaki (TCK) “halkı askerlikten soğutma suçu”  başlıklı 318. maddenin kaldırılması için Çağlayan Adliyesi karşısında 13 Eylül 2013’te  toplanan yaklaşık 30 kişi “askere gitmeyin çünkü;…” diye başlayan cümleleriyle sivil itaatsizlik eylemi gerçekleştirildi. Basın açıklamasında, “Halkı askerlikten soğutmak diye bir suç olamaz. Biz bu böyle bir suçu kabul etmiyoruz. Türkiye’de ağır bir dayatma olan zorunlu askerlik ile ilgili duygu ve düşüncelerimizi ifade etmemiz suç sayılacaksa, sayılsın. Biz bu suçu işlemek için buradayız” ifadeleri kullanıldı. askeregitmeyin.com sitesinde dört ay süren kampanyanın ardından, kampanyaya katılan 381 katılımcının cümleleri daha sonra bir kitapta toplandı.

TCK 318 MİADINI DOLDURDU

Genelkurmay Başkanlığı’nın kampanyaya ilişkin şikâyeti üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, http://www.askeregitmeyin.com sitesi hakkında, “halkı askerlikten soğutmak” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Site yetkilisi vicdani retçi Av. Mehmet Ali Başaran ifade vermek üzere Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına çağrıldı. Önümüzdeki günlerde avukatı Davut Erkan ile birlikte ifade vermesi beklenen Başaran, Çağlayan Adliyesi önünde yapmış oldukları eylemin Türkiye’de bir ilk olduğuna dikkat çekerek, 318’inci maddenin miadını doldurduğunu ve hukuk dışı bir yasa olduğunu söyledi. Maddenin kaldırılmasını istediklerini ifade eden Başaran, “Böyle bir soruşturma açılabileceğini bekliyorduk” dedi” (BirGün, Erçin Yıldıral)

http://vicdaniret.org/genelkurmay-sikayetci-oldu-askeregitmeyin-com-sitesine-sorusturma-acildi/

Vicdani retçi kimdir ne ister?

HaberTürk Gazetesi’nin Pazar ekinde yer alan Bülent Günal imzalı haber.

Kendimle ilgili kısımda, minik bir tashih yapmam gerekirse: vicdani ret beyanımın tarihi 2007 değil 2013’tür. Yukarıda “değilim” adlı bölümde de görülecektir. Bülent Beyle konuşmamızda 2007 yılından bahsetmiştim. O yıl, bir Müslüman olarak askere gitmeyeceğini gerekçeleriyle açıkça ortaya koyup sistemi bir noktada ‘kilitleyen’ Enver Aydemir’le tanıştığımda, askere gitmeyeceğime karar vermiştim. Ne var ki biraz, “hayırlı evlat olma” beyhude çabalarımdan, daha çok da korkudan ötürü 6 yıl beklemiştim. Korku duvarının beri yanında 6 yıl kadar bekledim.

Duvarlar o kadar da kalın, hele yıkılmaz, hiç değil. Bunu, Büyük Adam, ilk Müslüman vicdani retçi Muhammed Ali‘yi tanıyınca idrak ettim.

Bugün, bu şartlar altında, “ben Allah’a teslim oldum” diyenlerin kendilerine dayatılan askerlik zulmünü/angaryasını reddetmeleri için birazcık Siyer, azıcık Yakın Tarih, 2-3 tane de Kur’an ayeti yeter! (fazla bile.)

Devlet memuru olmaya yazgılı olmadığına inanan binlerce genç neredeler? Bizden çok daha imanlı, sevdalı gençlerin nerede kaldıklarını merak ediyorum. 2023’e kadar yaşama garantisi, ak parti iktidarı ile ahiretimizi  ilgilendirmeyen “istikrar”ı ve nihayet Tayyip Baba’nın bir -şeyleri- düzenlemesini mi bekliyorlar?

Biraz yaramazlık, biraz itaatsizlik, biraz isyan inanın ki iyi gelecek.

Kaldı ki “La İlahe İllallah” derken müslüman, reddetmekle (la) ile başlıyor söze.

http://www.haberturk.com/yasam/haber/955660-vicdani-retci-kimdir-ne-ister

Sık sık gündeme gelen “vicdani ret” kavramını mercek altına aldık ve vicdani retçi 5 kişiyle konuştuk. Zor sorular da sorduk.

Türkiye’deki tartışmalı konuların başında gelen vicdani ret, geçen hafta iki ayrı haberle tekrar ülke gündemindeydi. Haberlerden ilki AİHM’nin verdiği bir kararla ilgiliydi. AİHM, “Yehova Şahidi” olduğu gerekçesiyle askerlik yapmayı reddeden 4 gencin yaptığı başvuruda Türkiye’yi haksız buldu ve gençlere yoplam 57 bin 650 Euro tazminat ödenmesine hükmetti. Bir diğer haber ise vicdani retçi Osman Murat Ülke’nin, AİHM’nin kendisi hakkında verdiği kararı Türkiye’nin hâlâ uygulamaması nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurusu üzerineydi. Peki kim bu vicdani retçiler? Hangi gerekçeyle askere gitmeyi reddediyorlar? Sorulara yanıt bulabilmek için vicdani retçi 5 kişiyle bir araya geldik. Kimi antimilitarist ve anarşist olduğu için, kimi de dini gerekçelerle vicdani retçi olduğunu savunuyor. İlginçtir, her geçen gün aralarına katılan kadın sayısı da artıyor. “Sizi askere çağıran zaten yok’’ dendiğinde de lafı yapıştırıyorlar: “Biz sadece askerliğe değil, militarizme karşıyız.’’

“SAVAŞMAM DEMİYORUM KURAN’DA SAVAŞ VAR”

Görüştüğümüz ilk vicdani retçi 31 yaşındaki Mehmet Ali Başaran’dı. 2009’da Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Başaran 3 yıldır avukatlık yapıyor, 2 yıldır evli… “Ailem milliyetçiliğin kalesi sayılan Trabzon’da yaşıyor. O yüzden hâlâ anlayamıyorlar bu düşüncemi’’ diyor gülerek. Başaran’ın vicdani ret gerekçesi dini nedenlerden kaynaklanıyor: “Çok farklı sebeplerden dolayı askere gitmeyi reddeden,vicdani retçi olanlar var. Genellikle de sol, sosyalist, anarşist çevrelerin bir eylemi gibi algılanıyor vicdani ret. Benim vicdani retçi olma gerekçemse İslam’a dayanıyor. Müslümanım ama antimilitarist değilim, elime silah almayı reddetmiyorum. ‘Hiçbir şartta savaşmam’ demiyorum. Çünkü Kuran’da savaş var. Ama biz Allah rızası için, hak ve adalet için savaşırız. Hak ve adalet için savaş zaten cihattır. Ayrıca resmi ideolojinin belirlediği düşmanlar benim kişisel düşmanlarım değil. Ben ancak İslam için savaşanların ardında savaşırım. Bu nedenle Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Peygamber ocağı olarak görmüyorum. Türkiye’de şehitlik ve Peygamber ocağı kavramları istismar ediliyor, vebal altına giriliyor.’’

“ASKER KAÇAĞI DEĞİLİM BİR YERE KAÇMIYORUM”

“PKK ile savaşırken ölen askerler şehit olmuyor mu?’’ sorusuna Başaran, “Ne şehittir ne de değildir, diyemiyorum ama şehit olabilmek için ona uygun ilkeler altında savaşmak gerekir’’ diye cevap veriyor. Vicdani reddin bir sivil itaatsizlik eylemi olduğu iddiasında: “Vicdani retçi olabilmek için bunu kamuoyuyla paylaşmak zorundasınız. Ben de 28 Şubat 2007’de vicdani retçi olduğumu duyurdum. 28 Şubat’ı da özellikle seçtim. Her vicdani retçinin bir metni vardır. Politik, ideolojik, dini; neyse gerekçesi bunu yazar. Vicdani retçi olduğumu açıklayana kadar önümde bir korku duvarı vardı ama o tarihten sonra bu duvar yıkıldı. 2 yıldır asker kaçağı olarak adlandırılıyorum ama ben asker kaçağı değilim,vicdani retçiyim. Bir yere de kaçmıyorum. Gittiği yere kadar gideceğim… Yarın öbür gün inzibatlar koluma girip de askere götürmek isterse yine gitmeyeceğim, hapisse hapis. Son çıkan bedelli askerlik için yaşım tutuyordu ama ‘Vicdani retçiyim’ derken gidip bedelli askerlik için para yatırmam ilkesel olarak doğru olmazdı. Adaletsizliğin sürdürülmesine izin vermiş olurdum.”

“HERHANGİ BİR OLAYLA KARŞILAŞMADIM”

Grafik tasarımcısı Şendoğan Yazıcı, 40 yaşında, evli ve 2 çocuk babası… “26 Haziran 2009’da açıkladım vicdani retçi olduğumu. Temel gerekçem antimilitarist olmam” diye başlıyor anlatmaya. “Orduların sistemi korumak için kendi halkına karşı örgütlenmiş birer kurum olduğunu düşünüyorum. Resmi deyimle 6.5 yıldır kaçağım. Bu süre zarfında vicdani retçi olduğum için herhangi bir olayla karşılaşmadım; aslında karşılaşmak için elimden geleni yaptım. Adıma telefon aldım, kira kontratı imzaladım. Amacım birileri beni almak için gelirse düşündüklerimi yüzlerine haykırmaktı. Askere gitmek isteyen varsa gitsin ama gitmek istemeyen de zorla götürülmesin.’’

“ELİME SİLAH ALMADIM, 9 YIL HAPİS YATTIM”

Ercan Aktaş 43 yaşında. Sivaslı. Sözlü tarih üzerine çalışıyor, dergilere, web sayfalarına siyaset felsefesi yazıları yazıyor. Kendini antimilitarist, anarşist ve barış aktivisti olarak tanımlıyor. “Şiddeti, militarizmi, üniformayı reddettiğim içim vicdani retçiyim. Hayatım boyunca takım elbise bile giymedim’’ diyor. Vicdani retçi olduğunu 14 Mayıs 2005’te açıkladığını söyleyen Aktaş, bu süreci şöyle anlatıyor: “İlkokulu İstanbul’da okudum, ortaokulu Sivas’ın İmranlı İlçesi’nde… Alevi kimliğim ilk kez o dönem öne çıktı. Üniversitede önce inşaat mühendisliği, sonra sosyoloji okudum; her iki bölümü de terk ettim. O dönemde de Aleviliğim, Kürt kimliğimle birleşti. Emekçi, yoksul bir ailenin çocuğuydum. Öğrenci faaliyetleri, dernekler derken bir gün kendimi terör örgütü üyesi olmaktan hapiste buldum. Sisteme muhalif olduğunuz zaman başınıza her şey gelebilir. Hayatım boyunca elime silah almadım ama 9 yıl 4 ay 15 gün hapis yattım. Hapisteyken kararımı vermiştim, çıkınca askerlik yapmayacaktım. Birkaç kez yurtdışına da çıktım, pasaport ve vize aldım ama bir sorun yaşamadım. Zaten her vicdani retçinin uyması gereken bazı detaylara ben de dikkat ediyorum. Örneğin otelde kalmıyorum, gece yolculuğu yapmamaya özen gösteriyorum. Özellikle geceleri otogarlarda inzibatlar daha çok oluyor.’’

“MİLİTARİZM HAYATIN HER ALANINDA”

Furkan Çelik 21 yaşında, lise mezunu birvicdani retçi. “Rize, Çayeliliyim. Babam müteahhitlik yapıyor. Anarşist faaliyetlerle lisede tanıştım” diye tanıtıyor kendini ve şöyle devam ediyor: “Anarşist, antimilitarist olarak askerliği reddediyorum. Tecilimin dolmasına 1 yıl var ama ben 17 yaşımdayken vicdani retçiolduğumu açıkladım. Askerlik ölmeyi ve öldürmeyi emrediyor. Militarizm sadece askerlikle sınırlı değil, hayatın her alanında var. Ailem muhafazakâr bir yapıya sahip ve bu düşünceme karşı çıktılar, hâlâ zaman zaman ‘Git askerliğini yap, çıkar aradan’ diyorlar ama gitmemekte kararlıyım. Ben Kürt kardeşime silah tutmak istemiyorum. Elbette hiçbir anne çocuğu ölsün istemez.’’

“KADIN OLDUĞUM İÇİN VİCDANİ RETÇİYİM”

Vicdani Ret Derneği’nin 300’ü aşkın üyesi var ve üyeler arasında kadınların sayısı da her geçen gün artıyor. Fulya Aydın da onlardan biri. 27 yaşında. Ankara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde yüksek lisans yapıyor. “Bir kadın olarak neden vicdani retçisiniz’’ diye sorduğumda, “Sorunun cevabı içinde’’ diyor.

“Kadın olduğum için vicdani retçiyim. Vicdani ret sadece askerliğe değil, sisteme, militarizmin tümüne karşı çıkmaktır.’’ 2 hafta önce vicdani retçi olduğunu açıkladığını söyleyen Fulya Aydınsözlerini şöyle sürdürüyor: “Savaşlarda önce kadın kirletiliyor. Savaşlar sadece birilerinin söylediği gibi vatan, bayrak gibi kavramlar yüzünden çıkmıyor. Petrol için savaşlar çıkıyor. Ve sistem bir kadın olarak bu savaşa çocuk göndermemi istiyor. Buna karşı çıkıyorum. Savaşlarda en çok kadınlar ve çocuklar zarar görüyor.’’ İşte başka bir soru: “Ordunuz yok, başka bir ülkenin askerleri ülkenize saldırıyor, o zaman o kadınları kim koruyacak?’’ Aydın şöyle cevaplıyor: “Militarizme karşıyım ama kendini savunmaya değil. Söylediğim, 1960’ların 70’lerin hippilerinde olduğu gibi ‘savaşma seviş’ mantığı değil. Birisi toprağıma, ırzıma saldırırsa elbette savunurum.”

“VİCDANİ RET HUKUKİ BİR HAK”

Vicdani retçilerin avukatı Davut Erkan “Vicdani ret hukuki bir haktır” diyor: “AİHM, vicdani veya dini gerekçelerle askerlik yapmayı reddetmenin din ve vicdan özgürlüğü kapsamında olduğunu 2011’de verdiği ‘Bayatyan Ermenistan’a karşı’ davasında kabul etti.

Bu tarihten sonra özellikle Türkiye’den yapılan birçok başvuruda bu içtihadını tekrarladı. Bu nedenle iç hukukta bir yasal düzenleme olmasa da hem Anayasa’da 24. maddede düzenlenen ‘din ve vicdan özgürlüğü’ hem de Anayasa’nın 90/5 maddesinde uluslararası sözleşmelerin yasanın üzerinde olduğuna ilişkin düzenleme gereği vicdani ret hakkının tüm kamusal makamlarca kabul edilmesi gereken bir hak olduğu aşikârdır.”

Erkan, vicdani reddin Avrupa’da bir hak olarak tanındığının altını çiziyor: “Avrupa ülkelerin büyük çoğunluğunda zorunlu askerlik tamamen kaldırılmıştır. Zorunlu askerliğin olduğu bir avuç ülkede ise vicdani ret hakkı vardır. Bu ülkelerde dini-vicdani sebepler ileri süren kişiler sivil kamu hizmeti yaparak askerlikten muaf tutulmakta. Kimi durumlarda ise total retçiler sivil kamu hizmetinden de muaf olabilmektedirler.”

Yakalamacılık

–          Mehmet Ali Başaran?

–          Evet.

–          Memur Beyler aşağıda sizi bekliyor, gelebilir misiniz?

Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin düzenlediği “İranlı Sığınmacılarla Sivil Toplum Örgütleri Buluşması” için geldiğim, bana yabancı bir şehirde, Kayseri’de, tek başıma bir otel odasındayım. Saat sabahın 5’i. Resepsiyondan arıyorlar.

Uyanınca otel odasında olduğumu hatırlıyorum. Bu saatte gelenler de tapu memuru olacak değil ya, polis memurudur.

Aşağıya iniyorum, 3 polis.

Resepsiyondaki görevliye şaka yollu bakıyorum, göz göze gelsek ona şunu demeye getireceğim, espriden anlar mı bilmiyorum ama: “Oldu mu şimdi bu yani? Misafirperverliğe yakışıyor mu? Otelinize gelmiş, konuğunuz olmuşuz, sizse bizi polise ihbar ediyorsun. Sayın muhbir vatandaş!”

Neyse ki polisler anlayışlı adamlar. Bir evrak imzalatıp gidecekler.

Yakalamacılık oynamışız ve Trabzon, Rize, Artvin, İstanbul, İzmit, Sakarya, Yalova, Bursa, Edirne… Derken Kayseri’de yakalanmışım!

“Yoklama Kaçağı / Bakaya Yakalanma Tutanağı”

Aslında benimle bir alakası yok. Ben bu oyunda yokum. Kaçmıyorum. Asker kaçağı değil vicdani retçiyim. Düşündüm, kendimi yokladım, hayır, itaat etmiyorum ve bir yere kaçmıyorum.

Polislere söylemedim, yanlış adamı “yakaladınız” diye. Ne diyeyim, niye diyeyim! Hem yeni bir şey midir söyleyeceğim. Yüz binlerce yanlış adam yakalanmış bu ülkede, ağır işkencelerden geçirilmiş, bazıları toprağın altında, bazıları halen içerde!

Tutanakta bana 3 maddelik bir talimat veriyor İçişleri Bakanlığı. Başında T.C. var.

“Askerlik işlemlerimi tamamlamak üzere ilk mesai gününden itibaren toplam 15 gün içinde en yakın, askerlik şubesi başkanlığına başvuracağım.”

Hayır, bunu yapmayacağım.

İmzadan imtina etsem, karakolu arayacaklar, soracakları amirin ne yapacağı belli olmaz, “karakola gelin” der, haksızlık olur, gidereyim derken öğle olur, programa davet etmişler, uçak ve konaklama masrafımızı karşılamışlar, ayıp olmasın diye düşünüyorum.

Polis’in kimseyi asker’e teslim edemeyeceğini biliyorum. Bu, idari bir işlem…

Sabahın köründe 3 adamı buraya göndermişler. Ne varsa sanki. Adamlar yüzüme bakıyor, kardeş at şu imzayı da gidelim, der gibiler…

Tamam imzalıyorum, dedim.

Tebliğ eden memur, hazır bulunan memur ve “yakayı ele veren” ben…

Adımın altına imzamı atarken bir şerh düşüyorum tutanağa:

“Vicdani Retçi olduğumu beyanla imzalıyorum.”

Ordu Hangi Peygamberin Ocağıdır?

Son dönemde askerlik bahsi gündem olunca ve bilhassa Başbakan “asker kaçaklarını yakalayın!” talimatı verince, konu ile ilgili “kaçaklar ordusu” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Talimatta değil ancak tamiratta bulunmaktı kastım.

Bir sonraki yazıda, devamla, 28 Şubat 2013 tarihli “değilim” başlıklı vicdani ret beyanımı yayınladım.

Neden askere gitmediğimi, gitmeyeceğimi, bana kalırsa sağlam ve bol delilli açıkladım.

Aynı Başbakan bütün milliyetçilikleri şeytandan görmüş, ayaklarının atına almıştı. Diyarbakır’da “Kürdistan” diyebilmişti. Zorunlu askerliğin kaldırılmasından yana olduğunu ancak bunu şimdi açıklayamadığını, hatta Ermeni Meselesinde de milletin çok ilerisinde olduğunu, ama konuşmak için zamanın demlenmesini beklediğini düşünüyorum. Konumu gereği.

Bizim konumumuz pek farklı olduğundandır ki çok rahat konuşuyoruz elbette.

Bakayım dedim, askerlik bahsinde algı ne.

Genel olarak yavaş da görünse olumlu, umutlu bir değişim söz konusu.

En “uç” tepki aynı yerde bir internet sitesinden geldi.

Bir arkadaş “unutulan değerler ve vicdan-i ret safsatası” başlığı ile yayımladığı yazısında kendince bir “uçuş denemesi”nde bulunmuş!

Vatan, şehit, yiğit, asker gibi kelimelerle ördüğü yazısının son kısmında şöyle bağlıyor duygu ve düşüncelerini:

“Yoksa bu şehitler de açılımlara mı kurban gitti? Ya açılıma karşı olduğunu iddia edenler onların haberi var mı bu kahramanların ailelerinden, kabirlerinden? Bu yiğitler korkmadı. “Ben vicdan-i ret” yapıyorum diyerek, ödlekliklerini “vicdani ret” perdesiyle gizlemedi. Şimdi birileri çıkmış, “Ben Müslüman’ım” diyerek, aynı zamanda İslâm’ın da düşmânı olan Marksist terör örgütüyle, “savaşamam” diyormuş. Cesâretten, dürüstlükten, mertlikten zerre nasiplenmeyen ve vatan hâinleriyle aynı ağzı konuşan bu gürûh, açılımların da gazıyla salyalarını akıtmakta, Türklükten alamadıkları hınçlarını askerlikten almaktadır. Bu Vicdân-ı retçiler, Türk Cezâ Kanunu’nun “Milli Savunmaya Karşı Suçlar” bölümündeki 318. Maddesi’ne göre halk askerlikten soğutma suçunu da işlemektedirler. Askerlik gibi kutsal bir mesleği yapmamak için pembe tezkere dâhî alanların olduğu günümüz Türkiye’sinde “vicdan-ı ret yapıyorum” diyerek, devletin kânunlarına meydân okuyanların olması çok da normal… Ne oluyordu? Normalleşiyorduk değil mi?”

Şahsımla ilgili yazı yazılıyor ve korkmak, ödleklik, vatan, hain, cesaret, dürüstlük, mertlik, gürûh, gaz, salya, suç gibi çok temel kelime ve kavramlar yanlış kullanılıyor.

Bu beni korkutmuyor, kızdırmıyor ve endişelendirmiyor.

Haklılık öyle güçlü, öyle teskin edici bir dost ki…

İşte buradayım: haklılıkta ve kararlılıkta.

Zaman sağlamasını yapacaktır, ancak biz yine de bu arkadaşa bazı sorular soralım:

Konuşurken bağırmak, ağzından tükürükler saçmak insanı haklı veya güçlü kılmaya yetmez öyle değil mi?

E, peki siz hakkımda “vatan haini”, “namert”, “ödlek” filan dediniz diye, ben veya okurlar veya beni tanıyanlar böyle bir kanıya varır mı sanıyorsunuz?

Vicdani Reddin ne olduğu bildiğinizi veya anladığınızı varsayalım; kendi açıklamamda sıraladığım gerekçelere ilişkin tek bir satır eleştiri dile getirebiliyor musunuz?

Kur’an’dan, hadislerden örnek veriyorum, bunu anlayabiliyor musunuz?

Hayatınızda hiç Kur’an’ı anladığınız dilde okudunuz, üzerinde düşündünüz mü?

“Müslüman zulme boyun eğemez”, bu ilkeden haberiniz var mı?

Sizin inandığınız gibi Ordu “Peygamber Ocağı” ise Milli Savunma Bakanlığının açıklamasına göre son 11 yılda 1035 asker neden böyle “mübarek” bir yerde kendi canına kıydı, hiç bunu düşündünüz mü?

Şehit olarak açıklanan sayıdan daha büyük bir sayıda askeri kendini öldürecek raddeye getiren bir mekândan peygamber ocağı diye bahsederken Allah’tan korkmuyor musunuz?

Kelimeler, sözler sorumlulukla birlikte vebal de taşımazlar mı size göre?

Askerlik yapmayacağını, askere gidenlerin ve gitmeyenlerin haklarını iyileştirmek adına, mevcut hukuku geliştirmek adına, bu ülkenin ve insanların menfaatleri için açıkça beyan eden ben vatan haini isem, askerden “kaçan” yaklaşık 700 000 insan ne oluyor?

Vatan haininden de aşağı mı? Hadi hain diyelim sizin gibi bir sanıya yuvarlanıp…

Bu 700.000 insan, onlara açık kapalı onay veren aileleri ve çevreleri ile hesaba katıldığında rahatlıkla 5 milyon insan eder.

Bu ülkede 5 milyon hain mi var? Bu 5 milyon insanı yetiştiren hocalar, imamlar, kurumlar da hainse, geriye kaç milyon insan kaldı sizin gibi namuslu, vatan evladı?

Peki, bedelli askerlik yapanlar daha mı az hain, daha mı çok?

Sanırım “sorun nerde” diye ararken, yanlış yere bakıyorsunuz!

Sistemin kendisine doğru, ama doğru bakar mısınız?

Anlaşabilmemiz için Müslüman olmanın ne demek olduğu, en azından farzları üzerinde ortaklaşmamız gerekir.

“Halkı Askerlikten Soğutmak” denilen suça gelecek olursak…

Savcılar harekete geçsin diye bir umutla mı hatırlattınız o kanun maddesini?

Şunu hatırlatırım ki ben bir hukukçu ve avukatım.

Bir şeyi suç olarak kabul etmemiz için devletin onu kanunlaştırması yetmez, hukuk böyle işlemez.

Devlet dediğin, insanlardan oluşur, değişir, dönüşür, kaya değildir. Bizler devletin kulları değil Allah’ın kullarıyız. Dolaysıyladır ki Adaleti, İnsanlık Onurunu gözetiriz.

Şimdi bir avukat, devlet başkanı olsa, sonra da diktatör gibi kanun yapsa ve dese ki “kimse avukatlar hakkında olumsuz bir kelime etmeyecek, avukatlığı eleştirmeyecek, aha da size ceza kanunu: “Halkı Avukatlıktan Soğutmak” diye bir suç var…”

Böyle bir ucube durum ortaya çıktı diye biz darbeci baroları eleştirmeyecek miyiz, “çakal” avukatları yermeyecek miyiz, insanların parasını yiyen meslektaşlarımızı şikayet etmeyecek miyiz, işler düzelsin diye yazıp çizmeyecek miyiz?

Böyle saçmalık olur mu?

Tüm bu sorular üzerine düşündüğünüzde, yazar olmanın kelimeleri bir araya getirerek kurallı-kuralsız cümleler kurmaktan ibaret bir eylem olmadığını anlayacaksınız ve “hain”, “namert”, “ödlek” gibi kelimeleri cümle içinde kullanırken daha özenli davranacaksınız.

Umudum o yönde.

Bana ödlek, korkak, hain, namert derken pek aceleci olan siz, geniş geniş düşünün ve yüreğiniz varsa 20 cm’lik hamaset sularına değil bu soruların içinde bulunduğu denize dalın.

Hodri meydan!

Açıklayın, deyin ki: bu bahsi geçen ordu filanca peygamberin ordusudur. Ama o peygamberi de bize tanıtın bir zahmet, nasıl bir insan, nasıl bir misyonla kim onu nereye ne için gönderdi?

Merakla bekliyorum öğrenmeyi; NATO gibi bir emperyalist oluşumun parçası ordu hangi Peygamberin Ocağı imiş?

Hangi Peygambermiş bu, ocağında darbecilik bir gelenek, 28 Şubat vb. operasyon ve süreçlerin gösterdiği gibi İslam’a ve Müslümanlara karşı fiili ve psikolojik savaş yürütüyor?

Evet Bay “Cesur Yürek”,  bu ödleği, haini ve onun gibi düşünen milyonlarca alçağı, zavallıyı aydınlatın.

Bekliyor olacağız.